Kültür&Sanat Kim bu sanatçı?

Japonya’nın fena çocukları: Chim↑Pom

Sanatorium’da devam eden karma sergi Fragments of a Hologram Rose’un katılımcılarından biri, bizim için ne mutlu ki, dünyada aktivist, şoke edici, rahatsızlık veren, aktivist, tartışmalar yaratan işleri ile sanat kolektifi Chim↑Pom. Sergideki işlerinden yola çıkıp Chim↑Pom’un kaotik dünyasına bir kafa uzatıyoruz…

Delilik insanı büyülüyor bence. Sokakta gördüğünüz “deli”ye de ister istemez bakmak istiyorsunuz, Youtube’da karşınıza çıkan insanların abuk subuk hareketler yaptıkları rastgele videolara da. Hepimizin içinde bir deli kilitli bekliyor; delireni gördü mü, fark etti mi, sanki dışarı çıkmak için debeleniyor  içeride…

Sanatorium’da devam eden Fragments of a Hologram Rose* isimli sergi,siber punk türü kitapların yazarı William Gibson’ın aynı adlı kısa öyküsünden yola çıkarak farklı ülkelerden sekiz sanatçıyı bir araya getirmiş. Gibson’ın kısa öyküsünde, görüntüler ve kaleydoskopik parçalardan oluşan politik ve anlatısal bozukluklar, gerçeğin taklitle karıştığı bir rahatsızlık yaratarak üst üste geliyor. Sergide makineler dünyasının karşısında kendilerini konumlandıran Türk, Fransız, Japon ve Kuzey Amerikalı sanatçılar bir araya geliyor ve o anlatısal bozuklukların hayattaki yansımalarını kasten önümüze koyuyorlar. Yarı deli-yarı ciddi…

Chim↑Pom’la bu sergide tanıştığım ve videolarını izlediğimde içimdeki delinin koşturarak çıkmak istediğini hissettim. Abartı, delilik çekiyor işte… Chim↑Pom daha da çok çekiyor; çünkü onlarınki içi boş bir delilik değil. Söyleyecek sözleri var. Keza galerideki işlerinde, ilk bir araya geldiği dönemlerde çektikleri videoda, kasklı bir sanat öğrencisi klasik bir büstün üzerine tekrar tekrar delilercesine koşup büstle yerlerde yuvarlanıyor; büstün kafasını kırana kadar… Banallik, yeni dünya çocukları, antik eseri işte böyle parçalıyor.

Yeni dünyanın parçaladığı kırıkları toplayarak, Chim↑Pom’un peşinden gittim ben de…

Tabuları yıkanlar

Üniversitede modernleşen Türkiye tarihini okurken en ilginç bulduğum konulardan biri, iki muhafazakar, geleneksel ve toplulukçu kültüre sahip olan Meiji Japonya’sı ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin karşılaştırması olmuştur. Bu kadar farklı iki kültür, benzer ıslahatlar sebebiyle benzer sancılar yaşayıp “batılılaşmaya” çalışmışlar. Japon’u da Türk’ü de eve girerken ayakkabı çıkarırken yeni gelen “modernlik” ayakkabıyla eve girmiş. Ayakkabıdan başlamış, ekonomiden kafalara kadar birçok alanda serbestleşme projesi yapılmış. Bugün geldiğimiz durumda bu konudaki bilgilerimi tazelemek için araştırma yaptığımda “Öyle demiyorlar ama bir de şu taraftan bakarsan Japonya bizim kadar “ileri” bir ülke olamadı,” gibi zırva makalelerle karşılaşıyorum. Akademik özgürlüğü, ülkemizin geldiği “ileri” seviyeleri düşünüyorum…

Özgürlük alanı dediğin kavram zaten öyle parça pinçik olmuyor, olamıyor. Biz şanlı şanlı ileri gideduralım, suya sabuna dokunmayalım, kültür-sanat ortamımız sindikçe sinsin, mesajlarımızı mecburen alt tonlardan verelim, bu arada Tokyo’da 2005’te bir sanat kolektifi kurulmuş. Ellie, Ryuta Ushiro, Yasutaka Hayashi, Masataka Okada, Toshinori Mizuno ve Motomu Inaoka’dan oluşan 6 kişilik sanat kolektifi Chim↑Pom, bazı eleştirmenler Japonya’nın çağdaş sanatının “huzur bozan” yüzü olarak tanımlanırken CNN, grup için sanatsal alanlarda başarıya ulaşmış, sıradışı kişilere atfedilen, Fransızca “yaramaz çocuk” anlamına gelen “l’enfant terribles” terimini kullanmış.

Video, enstalasyon ve performansları ile multidisipliner çalışmalar ortaya koyan grup hakikaten de oldukça yaramaz ve Japon halkının hatta artık dünyanın huzurunu sosyal konulara dikkat çekerek kaçırmaktan hoşlanıyor. Üstelik grup bunu sakin sakin de yapmıyor; Chim↑Pom şok edici, tartışma yaratan bir kara mizahla işlerini ortaya koyuyor.

Kolektifin ismi bile aslında nasıl bir çizgide olduklarını anlatmaya yetiyor. Her grup kurmaya yeltenenin ilk derdi (ve belki de nice grubun kurulmadan dağılma nedeniJ) “Grubumuzun ismi ne olsun?” tartışması sırasında grubun elemanlarından Ellie (ki Ellie’yi grubun solisti olarak hayal edebilirsiniz) bir “evreka!” anı yaşıyor ve önlerinden geçen trenin Chim⇡Pom diye ses çıkardığını, grubun ismini Chim⇡Pom koyabileceklerini öneriyor. Japon argosunda penise chimpo dendiğini sonradan fark etseler de (artık inanırsak) “Bu isim bir kere kabul görmüştü, üstelik Japonca gibi duyulan bir ismimiz olsun istiyorduk, o yüzden değiştiremezdik,” diyorlar. Ünleri arttıkça sayelerinde birçok haber spikerinin “penis” hakkında haber sunarken dayanamayıp gülmesine çok eğlenmişler. (Bu arada sıkıştırmadan edemeyeceğim, ileri Türkiyemizde gider A.M.K. diye spor gazetesi kurarlar ama sanat kolektifinin adı mesela Penniss olsa o kolektifin atölyesini uğraşır, bulur, basar, taşlarlar. Var mı şüphesi olan?)

Aslen yaklaşık 15 yıldır birlikte işler üreten Chim↑Pom, son 4-5 yılda Asya’nın dışına çıkarak dünya sanat piyasasında konuşulur olmuş. Londra’da White Rainbow Gallery’deki çıkışlarının ardından Saatchi Gallery’deki solo sergileri gruba ün getirmiş ve bu iki serginin ardından kolektif, MoMA P.S.1, Parco Museum, Hammer Museum, Mori Art Museum, M+, The National Museum of Modern Art (Tokyo) ve Dallas Contemporary gibi müzelerde, Sao Paulo Biennial, Shanghai Biennale, Lyon Biennale ve Asian Art Biennial gibi uluslararası bienallerde yer alarak ününe ün katmış.

Fukushima’dan Meksika sınırına

Chim↑Pom’un işleri ile ilgili yorumda bulunan eleştirmenler, grubun keskin bir sosyal eleştiri yönünün olduğunu ve mesajlarını ortaya koymaktan korkmadığını söylüyorlar. İşlerinin güzel yani ise bunu direk aktivist bir dille değil, daha zoru başararak eleştirdikleri konuya dahil olarak performanslarıyla eleştiriyi ortaya koymaları. Ellerini kirletmekten, gürültü çıkarmaktan korkmayan kolektifin bugüne kadar yaptığı işler arasında ölü sıçanları Pikachu gibi boyayıp mumyalayarak sergilemek (yukarıda fotoğrafını gördüğünüz SUPER RAT), Ellie’nin Louis Vuitton çantaları Kamboçya madenlerinde patlatmak, bir galeride iki hafta boyunca bir sıçan ve bir karga ile birlikte yaşamak, yakın Japon tarihinin kara zamanlarının kaynağı Fukuşima Nükleer Alanı’na izinsiz girip orada yasaklar ve radyoasyon sebebiyle kimsenin ziyaret edemeyeceği bir sergi kurmak gibi işler var. Chim↑Pom’un en son uluslarası işi ise ABD’ye vizesi reddedildiği için (grubun solisti diye tanıttığım) Ellie’nin hikayesinden yola çıkarak Meksika sınırında, Tijuana’da bir aile evinin arka bahçesine pek Amerikanvari bir ağaç ev kurmaları olmuş.

San Diego’nun metallerle örülü sınırında, özellikle ABD’ye alınmayıp bekleyenlerin yer aldığı bir mevkiide kurulan ve ismi ironik bir şekide “US Visitor Center” (Birleşik Devletler Ziyaretçi Merkezi) konulan bu enstalasyonda, kolektif, sınırda tepeden “izinsiz” insani aktiviteleri izleyebilmenizi sağlıyor.

Chim↑Pom hikayemin vurucu sonu olarak,  grubun en etkileyici işlerinden biri olduğunu düşündüğüm Hiroshima!!!!! ile Chim↑Pom’un sınırsızlığını ortaya koyup gerisini sizin merak ve araştırma seviyenize bırakıyorum.

Barış Tehtidi – Hiroshima!!!!!

1945’te 64 kiloluk bir uranyum bombası, koca bir şehri patlattı, en az 140.000 insanı öldürdü, çevreyi kirletti ve on binlerce kişinin genini mutasyona uğrattı. Bombanın düştüğü, bugün bir otopark olarak kullanılan “hypocenter” denilen iç merkezinden tüm dünyayı kaplayan görünmez radyoaktif partikül gövdesi, insan yapımı izotopların ince ve tahrip edici bir filmi ile yayıldı. 2008 yılında bu iç merkezden havaya bir uçak daha gönderildi ve bu uçakla gökyüzüne yoğun beyaz bir dumanla atom bombasının Japonca onomatopoeik yankısını (çıkardığı sese dayalı ismi), aynı zamanda flaş, parlama anlamına gelen “PİKA!” sözcüğünü yazdı. Uçak, Hiroshima üzerinde 5 saat uçtu ve tekrar tekrar A-bombasının sesini yazıya döktü. Birdenbire bu kelimeyi gökyüzünde gören halk ve gazeteler paniğe kapıldı; belediyeye, güvenliğe telefonlar yağdı. Halbuki bir tehlike yoktu; yazıyı yazdıran, barış çağrısı yapan Chim↑Pom’dan başkası değildi.

Chim↑Pom’un bu performansı, herkes tarafından hoş karşılanmadı; birçok kişi grubun özür dilemesi için baskı yapsa da grup özür dilemeyi reddetti. Daha sonra bir basın toplantısı düzenleyen grup, yaptıkları iş için değil ama insanları korkuttukları için özür dileyerek iş ile ilgili farklı bakış açılarından yorumları kapsayan bir kitap yayımladı.

Grup için tatsız olan basın toplantısı, hem ekip hem insanlık için güzel bir rastlantı ile Chim↑Pom’a yeni bir proje üretti; ekip, toplantıda Atom Bombasından Kurtulanlar Derneği’nin başkanı Sunao Tsuboi ile tanışarak sıcak bir ilişki kurdu. Felaketzedelerle kurdukları ilişki sayesinde şehri tekrar tekrar ziyaret eden grup, yeni bir sanat projesine kapı açacak bir hikayenin detaylarını öğrendi: Şehirde artık nükleer kültüre ait ritüeller vardı ve bunlardan biri de şehre yağan origami turnalardı. Atom bombası şehre düştüğünde 2 yaşında olan Sadako Sasaki, bombalamadan sağ çıkmış; fakat 10 yıl sonra kendisine lösemi teşhisi konulduğunda eğer 1000 tane kağıttan turna yaparsa dileklerinin gerçekleşeceği söylenen geleneğe dayanarak origami turnalar yapmaya başlamıştı. İkinci binlik turna serisini yaparken dilekler gerçekleşemedi ve Sadako 1955 yılında vefat etti. Sadako’nun sınıf arkadaşları para toplayarak kaybettikleri arkadaşları anısına nükleer felaket sebebiyle ölen tüm çocuklar için bir anıt yapmaya karar verdiler. Bu hikaye o kadar dilden dile yayıldı ki dünyadaki binlerce çocuk kağıt turnalar yaparak anıt müzede sergilenmesi için Hiroshima’ya gönderdiler. Zamanla turnalar arttı, sayıları milyonlara ulaştı ve Hiroshima yönetimi, dağlar kadar ne yapacağını bilemediği turnayı Chim↑Pom’a (aralarındaki barış sonrası) Hiroshima’da yapacakları sergide kullanmaları için devretti.

Chim↑Pom sayesinde bu kağıt turnalar bugün dünyanın birçok ülkesinde müzelerde, bienallerde sergilenmiş ve Sadako’nun hikayesi binlerce, belki milyonlarca farklı milleten insan tarafından duyulmuş oldu. Nükleer tartışmalarının tekrar gün yüzüne çıkmasıyla Chim↑Pom, Donald Trump ve Kim Jong Un’a barış çağrısı yapmak için “Nasıl kağıttan turna yapılır?” talimatlarını Hiroshima Barış Anıtı Müzesi adresiyle postaladı.

Batının Asya’da olduğu için göz ardığı ettiği, kendi başına gelse yıllarca bütün dünyayı konuşturacağı konuları sanatın gücü ile Asya’dan çıkarıp dünyaya konuşturan Chim↑Pom’un verdiği rahatsızlıklara devam etmesi dileğiyle…

*Küratörlüğünü Ludovic Bernhardt & Luz Blanco (Global)*Z’nin yaptığı, sanatçı grubu Chim↑Pom, sanatçılar Cari Gonzalez-Casanova, Erol Eskici, Luz Blanco, Sergen Şehi̇toğlu, Berkay Tuncay, Eric Arlix ve Ludovic Bernhardt’ın katılımıyla 30 Haziran’a kadar devam eden “Fragments of a Hologram Rose” adlı sergiyi Sanatorium’un Karaköy’deki mekanında ziyaret edebilirsiniz.

Sanatorium: Kemankeş Mah. Mumhane Caddesi Laroz Han No: 67/A 34425 Beyoğlu / İstanbul

Bu yazı, 15 Haziran 2019 tarihinde Gazete Duvar’da yayımlanmıştır: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/06/15/japonyanin-fena-cocuklari-chim%E2%86%91pom/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s