Bir küratör yazısı: “Altın olarak gelmeliydi belki de insan dünyaya, takan olmadan evvelinden…”

Bir akşam üzeri mesela… İttirilen bir el görürsem penceremden tutasım, damı akan bir memleket görürsem başımı kaldırıp ellerimde toplayasım, istifra eden bir göl kenarında görürsem bir şişe ve bir tahta parçası; en sevdiklerim başka şehirlere taşındığından mıdır bilmem, erkekler kadınlarının ve kadınlar erkeklerinin yüzlerini ağaç kavuğuna ısrarla oymaya çalıştıklarından mıdır bilmem, sağ ayağımın altı eskiden…

Bir Küratör Yazısı: İkinci Sınıf Tanrının Çocukları…

irmakozer.com’un konuk yazarı Ezgi Özsan’dan yeni yazı… Yaz sıcağında erimiş asfaltın yapışmasından kendini var eden doğal bir sandaletim var. Çoğu kez sıcağa zerre kadar tahammül edemeyen insanların, cömert ve muntazam bir pasta gibi, arabalarındaki gölgeliklerini indirişlerini izliyorum… Malum, doğduğum andan itibaren başkalarına muhtaç sıfatlardan biri de bana biçilmiş bir kaftan gibi giydirildi… Öyle gürül gürül…

Bir küratör yazısı: Yağmura karşın bir tentenin altında bir arada kalabilme sanatına… Annelere…

Küratör Ezgi Özsan’ın blog konukluğu devam ediyor. Ezgi bu hafta Cumartesi Anneleri ile ilgili bir yazı kaleme aldı… Düştekine benzer, sofralara oturulduğunda insanların aralarında gelişen bir anlaşma sonucunda elleri hareketsiz, sakin, heykele dönüşebilen bir kent düşlüyorum pek çok kereler. Kent, her arzunun mutlaka yaşanması gerektiği gibi olmayan, insanın bütünün ufak bir zerresi olduğunu düşündürse dahi,…

Bir küratör yazısı: İnanç ve şüphe ilelebet danstalar

Avni Akmehmedoğlu: “Sadece Sen Görebilirsin”, “Kapı Aralık” ve “Scent and the City, Florence” sergilerinin küratörlüğünü yapan, yayıncılıktan girişimciliğe birçok farklı projede yer alan, bugünlerde de Türkiye’deki sanatçıları desteklemek adına kurulan Great Art Istanbul projesinde küratör ve kurucu olarak bir hayli meşgul olan küratör Ezgi Özsan, kalem aldığı yazı ile bloğa konuk oldu! İnsanların gözlerinin açık…