Chromofobia: A face-off with your evil side

I was told this is how it goes… “Politics in a corporate world is as important as the work you do. Performing well definitely is not enough. If the only thing you do is to perform well, don’t expect people to notice it and reward it; you will be disappointed. You need to promote your work to the right people. You need to get on … Okumaya devam et Chromofobia: A face-off with your evil side

2017 Sergileri: Kişisel Favoriler

Genç sanatçılar, retrospektifler, derin araştırmalarla ortaya çıkan sergiler, uluslararası başarılar… Yine pek güzel geçen 2017 İstanbul sanat piyasasında yılın son gününde bende iz bırakan, yazdığım, yazamadığım 10 sergiyi, bir sıralama yapmadan toparladım, bir sonraki seneye referans olsun diye buraya bıraktım… Bu sanatçılar, galeriler, müzeler iyi ki varlar ve sene boyunca ruhumuzu beslediler! Ekonomik krizlerden, politik gerginliklerden, sıkıntılardan uzak verimli bir sanat yılı olması dileğiyle! Metin … Okumaya devam et 2017 Sergileri: Kişisel Favoriler

Formicarium: Keeping the collective memory of city of ants

A twenty-nine year old artist from Diyarbakır is questioning the demolition of his hometown’s city walls, comparing his past with today’s Istanbul at his new exhibition at Pg Art Gallery in Çukurcuma. In 1932, the Turkish government demolished the historical city walls of Diyarbakır in order to “let the city breathe”. The destruction was halted thanks to the archeologist Albert Louis Gabriel’s letter to the … Okumaya devam et Formicarium: Keeping the collective memory of city of ants

Kıyamete karşı gelinebilir mi?

Kapıdan girdiğinde bir savaş alanı yüzüne çarpıyor. Loş, rutubetli bir hava, her taraf darma duman, su birikintileri, kırılmış eşyalar, tepeden sızan bir ışık ve sarkan bitkiler, naylonlar. Savaş hissiyatı daha iyi yansıtılamazdı. Sonra kalın, havalı perdeleri açarak girilen bir oda. Odada kırmızı bir halı, biraz aydınlık, duvarlarda iki tane resim. Bir harabeden müzeye çıkmak… Kurtulduk gibi geliyor ama öyle değil. Oda dar. Daracık. Daralan hayatlarımız … Okumaya devam et Kıyamete karşı gelinebilir mi?

Erotik Doğa: Güzel, sezgili, şehvetli

José Sancho’nun Pera Müzesi’ndeki Erotik Doğa sergisinin küratörü María Enriqueta Guardia-Yglesias, sanatçı için “Yüzyıllar boyu defalarca tekrarlanan temalar onun yaratıcılığı sayesinde yepyeni bir anlam kazanır,” demiş. Bitkiler, hayvanlar, kadınlar… Ne kadar değişik, ilgi çekici olabilir ki, diye düşünmüştüm sergiye giderken. Sadece ismi bir değişikti, kabul edersiniz… Erotik Doğa heykellere nasıl yansımış olabilirdi? Sergiye girdiğinizde ilk olarak hayvanlarla karşılaşıyorsunuz. Balık sürüleri, tembel hayvanlar, kuşlar, kaplumbağalar ve … Okumaya devam et Erotik Doğa: Güzel, sezgili, şehvetli

Romantik olmak istemeyen denizkızları

“Denizkızına ilişkin şimdiki anlayışımız Disney hikayelerinden malumdur: Yarı insan, yarı-balık ve temelde iyi niyetli… Balık kuyruğunun eksik olmadığı ilk denizkızı tiplerinden biri kadim Suriye tanrıçası Atargatis’te görülebilir. Sirenler ise ilk kez Homeros’un Odysseia destanındaki çok iyi bilinen bir olayla karşımıza çıkar; onların hipnotize edici şarkılarını duyanlar denizde boğulur. Yunan efsanesine göre, insan eti yemekten zevk alırlar… Ne var ki, zamanla şarkı söyleyen denizkızı motifi tutmuştur … Okumaya devam et Romantik olmak istemeyen denizkızları

Dijital dünyanın sunduğu yeni zaman-mekan ilişkileri: Yeni sanat ile yeni bir heterotopya

Aynaya baktığınızda ne görürsünüz? Biz sıradan insanlar, kendimizi gördüğümüzü söyler geçeriz. Michel Foucault ise aynada bir ütopya gördüğümüzü söyler. Aynada gördüğümüz kendimizin ütopyası heterotopyanın en iyi örneklerindendir Foucault’ya göre. Heterotopya, gözle direk görülemeyen, gözle görüldüğü halinden çok daha katmanlı anlamları olan mekanlardır. Ayna, en basit anlatılabilecek heterotopyalardan biridir; çünkü bir illüzyonla yansımanı gördüğün yerdesindir ama gerçekte orada değilsindir. Başka bir gerçeklik yaratan hapishaneler, tarihi alıp … Okumaya devam et Dijital dünyanın sunduğu yeni zaman-mekan ilişkileri: Yeni sanat ile yeni bir heterotopya

Bakıp da görebiliyor muyuz?: Çağatay Odabaş’tan Yakın Plan

Denizi çok severim. İstanbul’da bir şekilde denizle, denizde daha fazla vakit geçirebilmek için de yelkenci oldum. Bir yelkenlim olmadığı için de bari başkalarının teknelerinde de olsa zaman geçirebilmek için yarışçı. Kışın buz gibi soğukta sabahın köründe sürüne sürüne kalkıyorum antremana. Bu soğukta halat tutacak elim kopup düşecek diye söyleniyorum uyanmaya çalışırken. Ama gidiyorum bir şekilde… Fark ettim ki, unutuyormuşum bazen neden orada olduğumu. Sonra Seval’le … Okumaya devam et Bakıp da görebiliyor muyuz?: Çağatay Odabaş’tan Yakın Plan

İmkânsız Uzamdaki İzlerimiz

Aidiyet nedir? Yer nedir? Ne yapıldığında o yerler, mekanlar bizim olur? Kim, nasıl alabilir onları elimizden? Mesela yıllardır mesken tuttuğu İstiklal Caddesi’ndeki dükkanından çıkarılan bir esnafın hafızasını, onun dükkanına uğrayanların hafızalarını silebilir mi bir mülk sahibi? Aslen ne bizim, ne mülkümüzün sahibi olan devlet, nerede yaşayacağımıza, nerede yiyeceğimize, nerede içeceğimize (veya içmeyeceğimize), ne konuşacağımıza ne kadar yaksa yıksa da karar verebilir mi? Söz geçirebilir mi? … Okumaya devam et İmkânsız Uzamdaki İzlerimiz

Her resim kendimize tuttuğumuz bir ayna

Homage to Van Gogh “Eğer Leonardo da Vinci, Mona Lisa tablosunun altına şöyle yazsaydı ona nasıl değer verebilirdik? “Hanımefendi gülümsüyor; çünkü sevgilisinden sakladığı bir sır var.” Bu izleyiciyi gerçeğe zincirlerdi ve ben bunun 2001’e (Space Odyssey) olmasını istemiyorum,” der Stanley Kubrick. Kubrick’e göre sanatın özelliği, çok anlamlılığıdır. Önemli olan, bir eserde herkesin kendinden bulabileceği bir şeyler olmasıdır. Sanata tek bir anlam yüklersen, tek bir yargıya … Okumaya devam et Her resim kendimize tuttuğumuz bir ayna