Oyuna Devam

2020’de son yazdığım, 2021’in ilk yayınlanan yazısına konu olan sergisinin adının “Oyuna Devam” olması, hepimiz adına pek hoş bulduğum bir tesadüf oldu. Bütün kırıklıklara, kırılmalara, yaralara, darbelere, onlardan kalan izlere rağmen; oyuna devam. Oyuna devam, çünkü hepimiz o çocuk umudunu içimizde koruyoruz. Etrafımızı saran karanlığa sıkışınca bir çocuk umuduyla bakmayı, hem de hep beraber becerebiliyormuşuz;…

Hatırlamak Politiktir

“Emek sineması önünde şarapçı bir amca vardı, ‘Tamamlıyoruz’ diyerek dolaşır bozukluk isterdi. Çok nazikti. İstanbul’un ruhunun bir parçası gibiydi.” Beyoğlu Yıkılmadım Ayaktayım Haritası, Mekanda Adalet Derneği Bir arkadaşımın aşk acısını hafifletmek için şöyle bir çözümü vardı: Ayrıldığı sevgilisini hatırlatan mekanları, şehrin köşelerini gidip “geri alırdık”. Şehri severdi ve şehrin parçalarının, caddelerinin, sokaklarının, kafelerinin, manzaralarının giden…

Geleceğini kendin doku

(Zil sesi) Robotik meditasyon seansına hoş geldin. Zihnini robotik ve kusursuz olması için eğit. Sesimin tınısına kulak ver. Meditasyon koltuğuna yerleş. Bedeninin boşlukta dinlendiğini hisset. Nefes al.” Eda Sütunç’un Sanatorium’da devam eden Gelecek Tezgahları sergisinde sizi bir araç koltuğuna oturtarak “robotik meditasyon”a davet eden “Aklımda hiçbir düşünce yok kalbimde hiçbir duygu yok” işi, işte bu…

Büstümü yapsan önemli olur muyum?

Herakleitos‘un evrende değişmeyen ve aynı kalan hiçbir şey olmadığı ve her şeyin aktığı öğretisinden yola çıkan Platon, buna göre bizim gerçek, bilgi olarak algıladıklarımızın göreceli; gerçek bilginin, yani “idea”nın evrenin dışında bir yerde olduğu tezini öne sürmüştür. İdealar zamandan ve mekandan bağımsızdır. Çok basit olarak; bana “masa” dendiğinde aklıma gelen görsel ile sana “masa” dendiğinde…

Zor zamanda, Gaipten Sesler

Kafanız bilinmezlerde yüzdüğümüz bu zamanlarda karışıksa, bilin ki yalnız değilsiniz. Birbirimize itiraf edemediğimiz, koşturma içinde olduğumuz, gelecekten “emin” olduğumuz zamanlarda sakladığımız kaygılarımızda da yalnız değildik… Gülfem Kessler’in C.A.M. Gallery’deki Gaipten Sesler sergisi, hazır durup soluklanmışken aslında sorun olmayan sorunların ötesine bakabilmeyi ve bize biçilen rollerin arkasına saklanan ruhları fark edip sevmeyi öneriyor. Geçtiğimiz aylarda Açık…

Gerçeklik-sonrası, cesaret öncesi: Soytarılar ve Melekler

İpek Duben hakkında yazı yazmakla elbet boyumdan büyük bir işe kalkıştığımın farkındaydım… 1941 İstanbul doğumlu sanatçı, 60’larda öğrenip görüp sonra bir süre yaşadığı ABD’den 70’lerin sonuna doğru Türkiye’ye döndüğünde geleneksel olan ile modern zihniyetin bileşiminin kendi kimliğindeki varlığını ifade eden bir resim dili arayışı içindeydi. Duben ileriki yıllarda bir kadın sanatçı olarak sanat ortamına ismini…

Sürrealizm, Pop-Art, Pornografi

Bu ara internet çukuruna düştüğüm için bomboş sorgulamalarla karşılaşıyorum sosyal medyada: En sevdiğin şarkı ne? En sevdiğin kitap ne? En sevdiğin film ne? Haydi bizimle paylaş! Hayatı teklerle kısıtlamayı sevmeyenlerdenim. Bu sorular beni daraltıyor. En son da şunu gördüm mesela, “Hangi sanatçıyla bir gün geçirmek isterdin?” Aklıma ilk gelen cevap, mazallah en sevdiğim sanatçıların hiçbiriyle…

Selam olsun İstanbul renkleri!

“İnsanlar genellikle iyi talihlerinin kendilerini güzel, misafirperver bir sahile atacağını umarak coşkun sellerden birine kapılır. İşte ben de bir gün bu şekilde İstanbul’da minarelerin altında buldum kendimi.” Alexis Gritchenko Bir tatil planı yaparsın uzak bir yerlere; tatil çok iyi de geçebilir, orta şekerli de geçebilir… Bilemezsin, şanstır biraz sana kalacak anı. Son birkaç senede yeni…

Düşüyoruz ama; nereye?

Aykut Öz, Galeri Bu’da devam eden “Güneşin Sustuğu Yer” sergisinde, heykel, resim, video, stop motion ve mekâna özgü yerleştirmelerinden oluşan kapsamlı seçki ve zengin bir alt okuma ile cehennem imgesini sanat tarihi, gündelik hayat, felsefe ve bellek bağlamlarında masaya yatırıyor. Madem yaşamak durumunda kaldık, bari başka taraftan da bakmayı bilelim diyerek mizahi bir anlatımla bize…

Bir kubbenin altında: Gelenekler, sırlar, bugün

“Osmanlı döneminde çok sayıda hamamda su ve odun tüketiminin inanılmaz ölçüde artması nedeniyle önlemler alınması yoluna gidilmiştir. Bu nedenle on sekizinci yüzyılda yayınlanan bir padişah fermanı ile İstanbul’da artık yeni hamam yapılmasının önüne geçilmiştir. Ancak tüketim öyle boyutlara varmıştır ki, Büyük Çamlıca Korusu, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Üsküdar’daki Büyük Hamam’ın sahibine satılmıştır ve bu…