“Akşam yemeğinden sonra menuet dansı yaparken güzel bir kadın beni kenara çekmiş ve ‘Çabuk beni odana götür, çünkü aklıma komik bir fikir gelmiş, birlikte güleceğiz,’ demiş.”

Kışın ortasındayız. Noel bitmiş, yılbaşı kutlamaları sona ermiş. Şimdi baharı beklediğimiz, çokça pineklediğimiz, durgun ve gri günlerdeyiz. Haydi kalkalım oturduğumuz yerden; biraz hoppalık, biraz dedikodu yapmaya, tiyatrodan, edebiyattan, görgü kurallarından konuşmaya Giacomo Casanova’nın peşine düşelim.

Avrupa tarihine pek aşina olmayan bir Türk olarak, Casanova’nın gerçekten de Venedikli bir çapkın olduğunu bilmiyordum bile. Eh… Çapkınlık İtalyanlara yakışır. Meğer kimselerin ağzından düşmeyen “kazanova” lafı, 1725 yılında Venedik Cumhuriyeti’nde doğmuş ve Avrupa’da bol bol seyahat etmiş, çeşitli çevrelere girip çıkmış yazar Giacomo Girolamo Casanova’dan geliyormuş.

Maceracı, gezgin, kumarbaz, baştan çıkarıcı, uzun boylu, soğukkanlı… Bu tanımlar, Casanova’yla tanıştığım Cenevre’deki Musée d’art et d’histoire’da (MAH) devam eden Casanova à Genève – Un libertin dans la cité de Calvin sergisinde Giacomo Casanova’ya yakıştırılan sıfatlar. Sergi, Casanova’yı bize tanıtırken bu efsanevi kişiliği yalnızca bir “çapkın” olarak değil; ahlâk, din, iktidar ve bireysel özgürlükle sürekli çatışan bir 18. yüzyıl figürü olarak yeniden düşünmeye davet ediyor.

Kim bu Casanova?

“Bilir gibi yaptığı ve fikrinin olmadığı konuların arasında dansın kuralları, Fransız dili, zevk, dünyanın halleri ve görgü kuralları vardır. Bir bilgi pınarı gibidir ama Horace ve Homer’den o kadar çok alıntı yapar ki sonunda mideniz bulanır.

Duyarlı ve zarif biridir ama en küçük bir kusurda acımasız, saldırgan ve tiksindirici olur. Hiçbir şey olmadığı ve hiçbir şeye sahip olmadığı için gururludur. Yine de şaşırtıcı hayal gücü, ülkesinin canlılığı, yaptığı yolculuklar ve üstlendiği sayısız meslek bir araya gelerek onu nadir bir adam yapar — karşılaşılması paha biçilmez ve lütfunu kazanan az sayıdaki insanın derin dostluğunu hak eden biridir.”

Avusturya İmparatorluğu, Ligne Prensi – Casanova’nın dostu ve hamisi

1725’te Venedik’te, tiyatro dünyasına mensup bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Giacomo Girolamo Casanova aristokrasiye doğmamış ama hayatı boyunca aristokrat çevrelerde dolaşmış. Din adamı olmaya niyetlenmiş, vazgeçmiş; askerliği denemiş, olmamış; kumarbaz, diplomat, yazar, gezgin, bazen dolandırıcı, bazen filozof olarak Avrupa’yı karış karış dolaşmış. Kendini yalandan Baron, Farussi Kontu (annesinin kızlık soyadı) ya da Chevalier de Seingalt gibi çeşitli unvanlarla tanıtmış.

Kimi zaman yalancılıktan, kimi zaman genç hanımları ağına düşürmesinden, kimi zaman kumarbazlığından, kimi zaman da simya, kabalistik ve büyülü gizli bilgilere sahipmiş gibi yaparak aristokrat hamilerinden para almasından dolayı başı sık sık belaya girmiş. Venedik’ten iki kere kovulmuş, Engizisyon tarafından yargılanıp zindanlara atılmış. Ama hiçbir şey Casanova’nın hayatının ışıltısını söndürememiş.

“Gerçeğe her zaman o kadar tutkuyla bağlı oldum ki, onun cazibesinden habersiz zihinlere onu tanıtmanın bir yolu olarak sık sık yalan söylemeye başvurdum.”

Ünlü çapkının yazar olarak da ünlenmesine yol açan ve hayatının hikâyesini anlattığı Histoire de ma vie (Hayatımın Hikâyesi), 18. yüzyıl aristokrat Avrupa’sına ışık tuttuğu kadar, kahramanımızın erotik maceralarını da filtresiz ve aşırı detaylı (!) anlattığı için çok sansasyonel bir kitap olmuş. Casanova’nın ölümünden sonra arkadaşları tarafından basılan bu kitabı, yazarın kendisinin yayımlamak isteyip istemediğini bilmiyoruz; çünkü eser hem çok uzunmuş hem de gündelik ayrıntı seviyesi fazlasıyla detaylıymış. Metin nihayet 1821’de bir hayli kısaltılarak ve sansürlenerek yayımlanmış; buna rağmen Vatikan eseri Yasaklanmış Kitaplar Dizini’ne eklemiş. Hatta kitabın çeşitli baskıları, Fransa Millî Kütüphanesi’nde 19. yüzyılın sonlarına doğru L’Enfer (Cehennem) adı verilen, “yaramaz kitaplar” için ayrılmış özel bir dolapta saklanıyormuş!

MAH’taki sergi, eğlenceli dedikodulara pek müsait olan Casanova ve kitabına farklı bir açıdan bakmaya davet ediyor izleyicileri. Hayatımın Hikâyesi, yalnızca erotik detaylara yer veren bir otobiyografi değil; 18. yüzyıl Avrupa’sının hem ahlâk haritasını çıkaran hem de sosyal yaşamının gelenek ve normlarını anlatan benzersiz bir belge. Casanova, otobiyografisinde hayatı anlatmakla kalmadığı gibi papalar, kardinaller ve hükümdarların yanı sıra Voltaire, Goethe ve Mozart gibi önemli entelektüel ve sanatsal figürlerle karşılaşmalarını anlatıyor. Voltaire’i sık sık ziyaret ediyor, Jean-Jacques Rousseau’ya ise sert eleştiriler yöneltiyor…

Sergi de Casanova’nın bu geniş ve gönlü zengin bakış açısından yararlanıp sizi alıp başka bir dünyaya götürüyor. 18. yüzyılda soyluların arasında geziyor, kur yapıyor, sıcak çikolata içiyor, terzilerde kumaş seçiyor, müzik dinletilerine gidiyor, Avrupa’da diyar diyar geziyorsunuz. O dönemden kalma mobilyalar, kıyafetler, kumaşlar, günlük hayatta kullanılan enfiye kutuları, mücevherler ve arabalar insanı Casanova’nın yaşadığı döneme götürüyor. Serginin Cenevre ayağı özellikle anlamlı: Calvinci disiplinle özdeşleşmiş bir şehirde Casanova gibi bir figürün izini sürmek, ahlâk ile haz arasındaki gerilimi daha görünür kılıyor.

Bir “Çapkın”ın Yeniden Okunması

“Onunla iki saat geçirdikten sonra ayrılmışım ve ertesi geceyi onunla geçireceğime, ancak odanın bir mangalla ısıtılması şartıyla, söz vermişim…”

“Kıymetli kadınlarla kurduğum birçok güzel tanışıklık, görünüşüm ve kıyafetimin zarafetiyle onları memnun etme isteği uyandırdı bende; fakat rahibim bunları eleştirdi. Aşırı özenle yapılmış buklelerimi ve narin kokulu briyantinimi kınadı… Oysa yasemin kokulu briyantinim katıldığım tüm ortamlarda övgü toplamıştı.”

Sergi metinlerinde Casanova’nın “her daim Narcissus kadar kusursuzca bakımlı” olduğundan bahsediliyor. Çin kumaşları, o dönem Avrupa’da moda olan Hint kumaşları ve danteller Casanova’nın ilgisini çeken materyallermiş. Pahalı her şeye düşkün olan Casanova, yemek konusunda da seçiciymiş. İyi kahveleri ve afrodizyak özelliğiyle bilinen sıcak çikolataları sabahları metresleriyle paylaşmak sevdiği bir ritüelmiş. Taze çırpılmış, köpüklü ve sütsüz tercih ettiği bu içeceğe kendini adayan Casanova, her zaman kendi çikolata kalıplarını yanında taşırmış.

Hayat konusunda olduğu gibi hanımlar konusunda da zevki yalnızca güzellikle sınırlı değilmiş; daha derinmiş. Espritüel kadınlardan hoşlanır, onların sohbetlerini ve keskin karşılıklarını takdir eder, yalnızca fiziksel çekiciliğin bir kadına âşık olması için yeterli olmayacağını söylermiş. 18. yüzyılda müzik teorisi öğrenmek ve telli bir çalgı çalmak, yüksek tabakadan genç hanımların eğitiminin bir parçasıymış. Casanova da genç hanımlarda bu yetenekleri özellikle takdir edermiş. En bilinen sevgililerinden biri olan ve onu Cenevre’de terk ettiği için sergide bahsedilen Henriette’in zekâsına ve viyolonsel çalışına kapılmış mesela. Gerçek adının Adélaïde de Gueidan olduğu düşünülen Henriette, Casanova’yı viyolonsel çalarak “aşkla cennete düşürmüş”.

    Sergi, Casanova’nın ilişkilerinin rızaya dayalı olduğunu ve güç uygulama ihtiyacından uzak durduğunu savunuyor. Bugün Casanova’nın kitabı okunsa, sorunlu kısımlar bulunacağı kesin; bununla beraber tarihe iz bırakmış bu ilginç karakteri tanımak hem eğlenceli hem de bilgilendirici. Kendim bu kadar parlak bir hayat yaşamamış olsam da ne yapayım; ben de Casanova’nın verdiği tavsiyeyi dinliyorum ve “hayatta kayda değer bir şey yapmamış olsam da, en azından okunmaya değer bir şey yazıyorum…”

    Casanova à Genève – Un libertin dans la cité de Calvin sergisi, 1 Şubat 2026 tarihine kadar Musée d’art et d’histoire’da (MAH) devam ediyor.

    Yorum bırakın