Beraber iyileşelim mi?

“Çalışmaktan başka her şey yasaklanmıştı: Sokakta yürümek, eğlenmek, şarkı söylemek, dans etmek, buluşmak, her şey yasaklanmıştı.”  1984, George Orwell Bu işte bir mutsuzluk var. Ailemden, arkadaşlarımdan COVID19 geçirenler oldu, ama kimse ciddi bir sorun yaşamadı. Hatta ben kronik hasta olduğum için aşılandım. Zorluklar yaşansa da işimiz gücümüz devam etti, işsiz kalmadık. Ama, gel gör ki…

Baksı Müzesi: İnsanın dünyaya anlam katma çabası

En çok görmek, deneyimini yaşamak istediğim yerlerden biri Baksı Müzesi. Bugün, yarın… Derken işte bak, kapınıverdi dünya. Dünya kapansa da Baksı Müzesi hep yerinde. 20 yıldır… Tek başına, Anadolu’nun bir tepesinde, çevresine dostlarını, meraklılarını, halkını toplamış. İnanmış, özenmiş, kafa yormuş, çaba sarf etmiş, yılmamış. Bugün herkesin yarın için endişelendiği bir ortamda, bir korkusu yok kurucusu…

Açıkhava Müzesi Dozza’da Bir Gün

Geçen hafta Fransa, Lyon’da başlayan sokak sanatı turumuza bugün İtalya’nın Dozza köyüyle devam ediyoruz. 1960’lardan bu yana yüzlerce sanatçının duvarlarına izini bıraktığı rengarenk bir açıkhava müzesi… Arkadaşlarımın okuduğu, bir havayolu şirketinin her nedense direk ve uygun fiyata uçtuğu Bolonya, bu sebeplerden hep “bir ara giderim” listesinde yer almıştı. Meğersem İtalya’nın en güzel şehirlerindenmiş “Kızıl Şehir”……

Gururlu kimliğimin resmi duvarlarımdadır!

Karantina döneminde yazdığım ilk çevrimiçi sergi yazısı, Whitney Museum of Amerikan Art’ın Amerikan Hayatı: 1925–1945, Meksikalı Duvar Ressamları Amerikan Sanatını Yeniden Yaratıyor (Vida Americana: Mexican Muralists Remake American Art, 1925–1945) isimli sergisiydi. Sergi, Meksikalı duvar resmi sanatçılarının kuzey Amerika sanatının üzerindeki güçlü etkilerini konu alıyordu. Sergi yazısında da belirtmiştim, çevrimiçi sergiyle ilgili en hoşuma giden…

Kızgın soylunun sanatsal intikamı

Kışın bir Portekiz sabahı… Hafif yağmurlu, hep yumuşak havalı Lizbon’un adeti olduğu üzere, pek bir soğuk yok. Lizbon’a 6 ay önce taşınmış ve ziyarete gelenleri gezdire gezdire bu kısa sürede pratik bir turist rehberine dönmüş liseden arkadaşım ile yolda yürürken o gün ne yapsak diye konuşuyoruz. Ben bir yandan Portekiz’in meşhur tatlılarından nataları tıkınıyorum bir…

Bol güneş, iki doz vitray, dört doz heykel, bir doz mimari

Eskiden bir gazetenin video ekibinde çalışıyordum. Ted Talks, Vice gibi yabancı ve seçili yerli kaliteli içeriklerle donatılıp büyük ideallerle, bu içerikleri seven, takdir eden genç bir ekiple kurulan video bölümü, “tık almıyor” diye hızla bitmeyen geyikler yapılan futbol programlarından bölümlere, evlilik programlarından kesitlere ve komik kedi videolarına evrildi. Gelen giden tık almıyoruz diye bize atar…

Dünya harikası, insan dehası: Capitolini Müzesi

Roma’nın zaten bizzat kendisi bir açıkhava müzesi; şu caddesinden geçeyim, bu meydanını da göreyim, hiç bilmediğim şu sokağında ne harikalar varmış diye geziyorsunuz. Şehrin ortasında arkeolojik kazı devam ediyor. Üzerine bir de upuzun bir müze listesi… Benim gibiler için aklını yeme sebebi. Dolayısıyla Roma’da kendimi sıkmayacağım, telaş etmeyeceğim diye karar verdim. Zaha Hadid’in ellerinden çıkmış…

Kapla bütün sokaklarımı azulejo!

Bir şehri güzel yapan detayları, yazılı olmasa da hepimiz biliriz. Deniz bunların başında gelir; insanlara bir sahil ve neşeli bir ruh verir. O sahilin kenarında restorantlar, kafelerde muhabbet eden, yürüyen bir kalabalık verir. Denizin yanı sıra, balkonlarda çiçekler, evlerin pastel ya da toprak renkleri, arnavut kaldırımlı dar sokaklar, renkli tenteli geniş balkonlar… Seversiniz böyle detayları…

San Francisco’da duvar resimleri ile muhalefet

Belli bir yaşanmışlıktan çıkıp popüler olan ve içinde hala o yaşanmışlıktan izler barındıran mahalleler favorim. Fazla hijyenik, fazla planlı, fazla “hoş” yerler kabul olmuyor bünyemde. Google’da adını yazdığınızda adının ardına takılan “Güvenli mi?” sorusu ile araması tamamlanan mahallelerden San Francisco’nun Mission Mahallesi, beni şehre ilk gittiğimde çeken, sonraki ziyaretimde de mutlaka tekrar yolumu düşürdüğüm bu…

Uzo-mezeden daha fazlası: Atina’da kültür-sanat

Atina her zaman iyi bir fikir. Yakın, hem bize benzer hem farklı, yemekleri güzel, havası güzel, insanları rahat; 50 dakika uç ve birkaç gün geçir, kafanı dağıt, dön. İlk gittiğimde başkentten çok yazlık kasabaya benzettiğim, 2009’da 1 sene yaşadığım ve ondan sonra da her sene mutlaka gittiğim, gidip geldikçe de daha çok sevdiğim bir şehir…