Sana ne hayatım, Zevk Meselesi

“Sigara kibrite aşık olursa yanan sigara olur.” Pera Müzesi’nin yeni açılan sergisinin kapısından içeri giriyorum ve sanki sorumluluklarımdan ve içinde bulunduğum ciddi dünyadan ana kaçış alanım RuPaul’s Drag Race’te (10 seneden fazladır yayında olan, drag queenlerin yarıştığı bir realite şovu) bulunabilecek resimlerden biri karşılıyor beni. O pespembe, pasparlak, abartılı makyajlı stüdyoya yakışacak bir iş. Oh…

Onur Hastürk: Yeryüzüne bir iz bırakıyor

Zaman ve mekandan bağımsız olarak yeryüzünde var oluşu tanımlamaya çalışıyorum, diyen sanatçı Onur Hastürk, geleneksel Türk sanatlarında çağdaş yorumu ile yeni bir perde açıyor. Hastürk’ün Asimilasyon sergisi, Anna Laudel İstanbul’da. Onur Hastürk, Akdenizli kanı kaynayan, eğitim hayatını minyatür sanatına adamış, yeniliklerden, denemekten korkmayan bir sanatçı. Konya Selçuk Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları, Tezhip-Minyatür Ana Sanat Dalı’ndaki…

Kaç. Dur. Bak…

“Yoldan geçenler, aynama iyice bakın.” Sanat tarihçisi, yazar Marie-Laure de Cazotte, Agnès Guillaume’un işleri hakkında… Gecenin bir karanlığında uyandığında ya da uyku tutmadığında, üzerine hiç düşünmediğin bir ses eşlik eder sana. Uzaktaki mutfaktaki buzdolabının motor sesiyle ve senin nefesinle karışmış boşluğun sesi. O koyu karanlığa bakarak, aslında hiç bir yere bakmadan, gözlerini görmediğin tavana dikmiş,…

Boş bir kağıt ve sen. Nedir hikayen?

Boş bir kağıt ve sen. Nedir hikayen? Kağıt: Hamur durumuna getirilmiş türlü bitkisel maddelerden yapılan, yazı yazmaya, baskı yapmaya, bir şey sarmaya yarayan kuru, ince yaprak. Önemsiz görünen ama çocukluktan akılda çok net kalan anıların hayatımıza ne izler bıraktığını hep merak ederim. Neden o kalmış? Acaba ne hissetmişim de asla unutmamışım? Bugün bile anlamlandıramam çoğunu….

Kerem Durukan: Güneşle parlayan renkli bir ruh

“Güneşte parlar benim ruhum da renklerim de… Ağustos böceğinin tam tersi gibiyim; güneşi, yazı görünce, yoğun bir üretim dönemine giriyorum,” diyor Kerem Durukan. Hassas bir ruhun ardında renkler…Katman katman resimler, hızlı yaşanmış ve şimdi biraz da olsa sakinlemiş bir hayat, bu hayatın anlattığı hikayeler… Eskişehir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nden sonra Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi…

Naif bir isyan masalı

Bu aralar bir durup durup uyuyamama hali geldi. Birkaç gecede bir uyku tutmuyor. Hiç böyle bir sorunum yoktu; dört duvar arasında kalıp enerjimizi atamamızdan mı, diye merak eder oldum. Kardeşim de uyuyamıyormuş. Üzerine de geçen gün bir arkadaşım bu ara en çok duyduğu lafın (sakinleştirici bitkisel bir şurup markasına x diyelim) “x’in hapı çıkmış!” lafı…

Bu bağıran da kim?!

Birileri sürekli bağırıyor ama asıl isyan etmesi gerekenler susuyor. Bağırılmaktan, azarlanmaktan, hor görülmekten sersemleşildi. Çalışan, üreten, ekonomiyi sırtlayan, vergiyi veren, olmadı daha da çok vergiyi veren kesim, fikrine, profesörüne, içkisine, dudağına sürdüğü ruja, sosyal medyada yaptığı espriye, hatta sesinin tonuna karışılmasına ses çıkarmaz oldu. Ses çıkmadıkça yavuz hırsız daha çok gürültücü çıktı. Bastırılan pul olan…

İlham veren istisna: Hagop Ayvaz ve Kulis’i

Kendimden biraz sıkıldım bu ara. Önce yapmayı planlayıp iptal etmek zorunda kaldıklarımın listesine takıntılıydım; sonra baktım ki uzunca bir süre plan yapmak bile manasız, bu sefer de geçmişe takıldım. Geçen sene şuradaydım, iki sene önce şöyle geziyor, böyle eğleniyordum, bak beş sene önceki fotoğrafa; kalabalıklardaydık, özgürdük… Bir kere güzel günleri gördün mü, yaşadığın hayatın kalitesi…

Geleceğini kendin doku

(Zil sesi) Robotik meditasyon seansına hoş geldin. Zihnini robotik ve kusursuz olması için eğit. Sesimin tınısına kulak ver. Meditasyon koltuğuna yerleş. Bedeninin boşlukta dinlendiğini hisset. Nefes al.” Eda Sütunç’un Sanatorium’da devam eden Gelecek Tezgahları sergisinde sizi bir araç koltuğuna oturtarak “robotik meditasyon”a davet eden “Aklımda hiçbir düşünce yok kalbimde hiçbir duygu yok” işi, işte bu…

Ekin Bernay ile Zamanı Belgelerken…

İstemek bizim ata sporumuz. Ağaca çaput bağlar, isteriz. Türbeye gider, isteriz. Kahvemizi içer, fincanı tabağa ters çevirir, isteriz. Bahar gelince ateş yakar, üzerinden atlar, yine isteriz.  İstanbul’da her ayın birinde her dinden insan, Unkapanı’nda bir kilisenin önünde kilometrelerce kuyruk yapar, sadece ve sadece istemek için. Bu kadar isteyen insanlarken durup kendimize hakikaten “Ne istiyorsun?” diye…