“Her şey değişiyor, her şey değiştiriliyor. İnsanların ve nesnelerin daha büyük ölçekli jeososyal ve jeopolitik göçünün yanı sıra, fark edilmeyen ama genelde kritik dönüşümlere, açıklığa ve yeni başlangıçlara vesile olan günlük değişimler de yaşanıyor,” diye başlıyor Barın Han’da devam eden “Critical Shifts” sergisinin tanıtım yazısı. Özellikle pandemiden beri değişim hayatımızın normali haline geldi. Siyaset değişiyor, insanlar yer değiştiriyor, mevsimler değişiyor, çalışma şekillerimiz değişiyor global düzende. Fark ederseniz bahsettiğim değişimlerin hepsini de negatif olarak algılıyoruz. Critical Shifts sergisi, bizler için zor da olsa değişimi rahatsız edici veya istikrarsızlaştırıcı olarak almak yerine, üretken, pozitif ve yaratıcı bir güç olarak algılamaya çalışıyor. Değişimi yeniden yapılanma, yeni bir bakış açısı kazanma, yeniden inşa etmek ve böylece ihtimaller yaratma fırsatı olarak yeniden yorumluyor.
Kişisel bir örnek olarak, ülkemizin değişiminden hoşlanmayıp ülke değiştiren binlerce insandan biriyim. Her gün x’te, Ekşi Sözlük’te bu yeni dalga beyaz yaka göçmenliği ile ilgili veryansınlar görüyorum. Biraz zorunda bırakıldık ama aslında değişim bir seçimdi. Bizler değişimi seçtik; ve aslında gözümüzü açıp çevremize baktığımızda sadece bu deneyimi yaşamak, hayata bakışını değiştirmek, farklı insanlar takıp için binlerce Avrupalı’nın, Amerikalı’nın, Avustralyalı’nın bizim gibi dünyanın farklı köşelerinde yaşadığını görüyoruz. Şimdi internet ortamlarında gördüğüm gibi, işkembe çorbasına kolay erişemiyoruz diye ağlamak yerine elimizdeki fırsatı yakalama, kendimizi yeniden inşaa etme zamanı. Son zamanlarda okuyup etkilendiğim kitaplardan Giuliano de Empoli’nin Kremlin Büyücüsü’nde ana kahramanın eski bir saray soylusu olan ve komünist dönemde bile öldürülmeden, cezalandırılmadan keyifle yaşamayı başarabilen dedesi, başarabilen dedesi, başımıza ne gelirse gelsin yaşadığımız hayatın tamamen algılarımızla ilgili olduğunu anlatıyordu. Algın başına gelenleri pozitif kabul ederser, sen de ona göre yaşarsın.
Pozitif kabulün yanısıra, değişim fikriyle bir nevi oyun oynayıp, bunu yaratıcı bir egzersize dönüştürmek de mümkün:
“değişen kimlik: yerinden edilenlere geri dönüş”
“değişen altyapı: yapanın yapımla yer değiştirmesi”
“değişen iletişim: kelimelerden imajların çıkarılması”
“değişen sınırlar: insanları bürokrasilerden çıkarmak”
“mükemmelliğin değişimi: imkansızlığı mümkün kılmakla değiştirmek”
Yukarıdakiler, Critical Shifts sergisinde yer alan bir kısmı kendi ülkesinden farklı ülkelerde yaşayan, “yer değiştirmiş” 21 sanatçının (Greta Alfaro, Rong Bao, Burçak Bingöl, Gülizar Çepoğlu, Marjolijn Dijkman, Sinem Dişli, FRAUD, Jim Hobbs, Merve İşeri, Saodat Ismailova, Ege Kanar, Jiabao Li, Marie-Luce Nadal, Kerem Ozan Bayraktar, Yağız Özgen, Julien Prévieux, Sümer Sayın, Pip Thornton, Dimitri Venkov, Emma Waltraud Howes, Cansu Yıldıran), üretimleri ile ortaya koydukları farklı değişim yorumlamaları. Maria Korolkova, Margarita Osepyan ve Kate Umnova’nun küratörlüğünü üstlendiği sergi, farklı pratiklere sahip çağdaş sanatçıları bir araya getirerek bizi bu egzersize davet ediyor. Sergi üzerine sohbet ettiğim küratörlerden Margarita Osepyan, bizzat yaşadığı deneyimden yola çıkarak, uzun bir araştırma ve okuma döneminin sonunda bu sergiyi kurgulayabilmiş diğer küratörlerle. Rusya doğumlu olan Osepyan’ın babası Ermeni, ailenin kökleri Van’dan geliyor. Bu ailenin tarihine işlemiş yer değiştirme hikayesinin üzerine Margarita da yerini değiştirerek Türkiye’ye taşınıyor, son 3 yıldır da Türkiye’de. Böylece sergideki hem Türk hem yabancı sanatçıları tanıyıp çağırmış. Çağdaş sanat üretimi ile alternatif düşünme biçimleri yaratmak istedik, diye anlatıyor Osepyan. Bugünlerde insanların çeşitli felaketler sebebiyle yer değiştirmelerini konuşuyoruz hep; bunu nasıl üretimle farklı bir anlatıya çevirebileceğimizi görmek istedik, diyor. Değişimi sorgulamayı entelektüel bir görev olarak alıp değişim fikrinin derinlerine inmişler. Sergi metnini ilk okuduğumda serginin göç ve onunla ilgili konular çevresinde olduğunu düşünmüştüm. Osepyan ile konuştuğumda ise konunun çok geniş bir biçimde ele alındığını fark ettim. Sanatçıların eserlerinin metinlerini okudukça eğleniyorsunuz bile diyebilirim; bir konuyu nasıl ele alabileceğinizin, üzerinde düşünebileceğinizin o kadar farklı alternatiflerini sunuyorlar ki kafanız açılıyor. (İyi anlamda) Osepyan, sergide yer değiştirme kadar günlük hayattaki fark etmediğimiz değişimleri ve konuştuğumuz dildeki anlamları deşerek fark ettiğimiz değişimleri de ele aldıkları bir alan yarattıklarını anlattı. Bazı sanatçıların sergi konusuna uygun işlerini bildikleri için çağırmışlar, bazı sanatçıları ise fikri çok sevip sergiye özel ayrıca yeni iş üretmiş.

Osepyan eserlerden bahsedene kadar fikir kafamda çok oturamamıştı; ben de burada iki eserden bahsederek konuyu biraz daha açmak isterim. Sergide en çok sevdiğim fikirlerden biri, Jiaboa Li’nin “Mürekkep Balığı Haritası” işi oldu. Bu eseri üretmek için, biliminsanlarının kalamarlar üzerine çalıştığı, Hawaii’de bulunan Kewalo Deniz Biyolojisi Laboratuvarı’nda çalışan Li, gün boyu tanklarda tıkılı kalmış kalamaları izlemiş. Kalamalar için bir oyun alanı yaratmak isteyen Li, Hawaii adalarından beyaz kum ve siyah kumları toplayıp belirli ülkelerin şekillerine dönüştürerek, tanklarda bir nevi dünya haritaları oluşturmuş. Kalamarlar hakikaten de kumlarla oynamaya başlamışlar; kumları bir taraftan diğer tarafa taşıyıp etrafa yayıp durmuşlar. Bir nevi “vizesiz seyahat” olarak görmüş Li bu hareketleri . Vizesiz olarak ülkeler arasında, sınırlar arasında süzülerek yüzüyorlar, diye anlatıyor sanatçı. Kalamarı izlemek, sanatçıyabir göçmen olarak kendini hatırlatmış: Çin ile ABD arasında hareket etmek, iki kültürün bagajını taşımak, uyum sağlamak için asimile olmaya çalışmak, kumların renklerinin birbirine girmesi ve böylece kamufle olması… Ülkelerimiz arasında doğal hayvan göçlerini engelleyebilecek sınırlar inşa ediyoruz, diyor sanatçı eserini anlattığı websitesinde. Li, yer değiştirme fikrini kalamar deneyiyle yıkmış bir nevi. Oradan oraya yüzen kalamarlar Li’nin oluşturduğu dünya haritalarını, sınırları bozmuşlar, onları birer leke haline getirmişler, sınırlar içinde kalmayı, taraf tutmayı kabul etmemişler.

Osepyan’ın yine sergiyi iyi temsil ettiğini düşündüğü işlerden biri, açıkçası anlayana kadar biraz zorlandığım, Yağız Özgen’in “Boyacı” eseri. Eser, dil ile oynarak aklımızdaki aynı anlamlara gelen değişik kavramları sorguluyor. “Boyacı”nın TDK’da bile üç anlamı var: Boyama işini, boyacılığı meslek edinen kimse; boya yapan veya satan kimse; boya satılan dükkan. Özgen, boyacı kavramından resim ve ressamlara uzanıyor. Ressam resme, resim de farklı kimyasalların ve fırçaların kudretlerine bağımlı; bunları hepsi ise boyacıya bağlı. Ressamların yüzyıllardır süregelen otoritesini sorgulayan sanatçı, ressamı tanrı katından indirip boyacıya bağlı kılıyor ve izleyiciyi sanat sisteminin temel unsurlarını yeniden düşünmeye davet ediyor.
Sergiyi gezip 21 eserin her birinin ele aldığı değişim kavramı üzerine düşünmek bir hayli keyifli olacaktır. Eserlerin dışında, sergi ile ilgili özellikle seçilmiş bir başka keyifli detay ise serginin mekanı. When Emir reopened the place- Barın Han, it shifted as well
Sergiyi gezip 21 eserin her birinin ele aldığı değişim kavramı üzerine düşünmek bir hayli keyifli olacaktır. Eserlerin dışında, sergi ile ilgili özellikle seçilmiş bir başka keyifli detay ise serginin mekanı. Barın Han, 1913 doğumlu ünlü hattat ve cilt sanatçısı Emin Barın’ın atölyesi. Uzun yıllar boş kalan atölye sanatçının torunu Emir Barın’ın mekanı tekrar hem atölye hem de bir çağdaş sanat mekanı olarak açmasıyla, tam da serginin işaret ettiği gibi, pozitif bir değişime uğruyor. Critical Shifts de farklı pratikleri, fikirleri ve değişim fikriyle gelip bu güzel mekana bir güzel yerleşiyor. Yazıyı bitirirken başında bahsettiğim kitaptan başka bir fikirle bitirerek bir değişim fikri de ben ortaya atmak istiyorum: Herşey değişirken, hiç değişmeyen, hep aynı kalan bazı şeyler vardır. İşte onlar, dikkat etmeniz gerekenler, bu hayatta en önemli olanlardır. Ne dersiniz?
Bu yazı Milliyet Sanat Dergisi 2025 sayısında yayımlanmıştır.

Yorum bırakın