“Oradan buraya gitmeyi severim. Bir şeyi söyleyip sonra tersini söylemeyi de severim. Bu beni kapanı kısılmış gibi hissetmekten kurtarıyor; çünkü hayatın tek bir versiyonunu seçmemi engelliyor.”

Agnés Varda

Paris… İsmini söylediğinizde herkesin aklında bir şeyler canlandıran bir kelime. Sosyal medya, internet dünyası romantize edilmiş Paris fotoğrafları ile dolu. Normal insanların giymedikleri bir takım teatral kıyafetleri giymiş insanların poz verdiği kafeler, bistrolar, pek hoş sokaklar, kahveler, kruvasanlar… Paris, benim de en sevdiğim şehirlerden olsa da bu fotoğrafları gördükçe bir bıkkıntı geliyor insana. Paris, süslü bir bebek olduğu için Paris değil; Paris evet pek hoş, pek güzel ama onun dışında, oldukça eleştirel, ciddi anlamda entelektüel ve çok kültürlü. Paris, içi geçmiş bir romantizmin sembolü olmamalı…

Sosyal medyada gördüklerinizden çok daha farklısını, gerçek insanları ve Paris’in görünmez olanlarını sunan bir sergi var bu ara Paris’te: Le Paris d’Agnès Varda, de-ci, de-là – Agnés Varda’nın Parisi, Oradan Buraya. Şehrin tarihini anlatan önemli müzelerden Musée Carnavalet’de sanatçının hikayesine, fotoğraflarına, filmlerine odaklanarak başka bir Paris’i görüyoruz. Tas gibi kesilmiş kısa saçları, kısa boyu ve hoş sesiyle akıllarda hemen kalıveren, görüntüsü, kişiliği ve sinema dünyasına kattıklarıyla bir ikon Agnés Varda, Arlette Varda adıyla Belçika’da doğuyor. II. Dünya Savaşı’nda ailesiyle bir teknede yaşayan Varda (bu arada babası Osmanlı Rumu imiş), kendini savaş sonrası Paris’te buluyor. Önce fotoğrafçılık, sonra sinema ile devam eden sanat hayatında Varda’nın kerameti bizlerin gördüğünden farklı gören gözleri oluyor. Varda, Paris’i güzelliği kadar çelişkileriyle, sesleriyle, sessizlikleriyle, beklenmedik ayrıntılarıyla görüyor ve size kendi gözünden başka bir Paris sunuyor. 

Sergiye Varda’nın dünyasına 1951’den 2019’a kadar hem yaşadığı hem de ürettiği yer olan Rue Daguerre’deki stüdyosundan dalıyoruz. “Ben Paris’te değil, 14. Paris’te yaşıyorum” diyen Varda’nın babasının bu harabede yaşayabileceğine kuşkuyla bakan yorumlarına rağmen bu stüdyoda başladığı sanat hayatına ve deneysel fotoğraflarına bakıyoruz. Arkadaşlar, İspanyol ve İtalyan göçmen komşular, onların çocukları, hikayeleri… Varda, ünlü olduktan sonra stüdyosunun olduğu sokaktaki işçileri, çoğu göçmen olan dükkan sahiplerini, “kimsenin görmediği sıradan insanları” çekmiş. Varda’nın belgeseli öyle ünlü olmuş ki daha önce tehlikeli addedildiği için pek uğranmayan mahalle (her nedense özellikle Alman) turist akımına uğramış. Varda, mahallesindeki insanların yanı sıra önce sanat hayatına atılmak isteyen ünlü adayı arkadaşlarını, daha sonra da gerçekten çok ünlü arkadaşlarını fotoğraflarında model olarak kullanmış. Görülmeyen Paris’i gören Varda, ünlüleri Paris’in havalı caddelerinde değil de çoğu kişiye garip gelebilecek yerlerde fotoğraflamış. Örneğin; sergide en sevdiğim fotoğraflardan biri olan İtalyan yönetmen Federico Fellini’nin fotoğrafı, Varda’nın önerisiyle yıkılmakta olan bir binanın enkazının önünde, arkada hayat akıyor, insanlar yürüyor. Amerikalı heykeltıraş Alexander Calder, Varda’nın mahallesinde sokakta gülerek yaptığı heykeli taşıyor; Jean-Luc Godard ve Anna Karina, Varda’nın senaryosunu yazdığı, Godard’ın güneş gözlüklerini çıkardığı anda yaşanan dramın bittiği ve dünyanın daha aydınlık göründüğünü söylediği absürt bir filmin sahnelerinde…

Bütün bu fotoğraflarda, filmlerde Paris kah bir dekor kah bir karakter. Yine sergide yer alan, Paris’in dekor olduğu en güzel fotoğraf serilerinden birinde, melek kostümü giymiş küçük bir kızı, rastgele Paris sokaklarında gezerken görüyoruz. Küçük kızın alakasız yerlerdeki doğal halleri, insanların ona verdiği tepkiler, hem acayip hem çok tatlı hem doğal bir hikaye sunuyor bize. Sonra Varda’nın filmlerine kısa kısa dalıyoruz sergide. 1962 yapımı Cléo de 5 à 7 -Cléo Beşten Yediye filminde, genç bir şarkıcı olan Cléo’nun saat 5’ten 7’ye kadar geçirdiği iki saatten kesitler izliyoruz.  

Bu iki saatte Cléo kendi bedenine, ölüm korkusuna, güzelliğe ve kentle olan ilişkisine dair içsel bir yolculuk yaparken Paris sokaklarında onunla dolanıyoruz, onun ruh halini yansıtan Paris’i izliyoruz. Sonra feminist başkaldıraya dair belgeseller, fotoğraflardan geçip Varda’nın kendini ve sanatını anlattığı ilham verici videolarla sergiden uçarak çıkıyoruz. Hayatta detayları görmenin kıymetini, hem duygusal olup hem her şeyi hafif karşılayabilmenin, komediyle karıştırabilmenin becerisini, merakın hayata bakışa kattığı özgünlüğü bu kalıplara uymayan, eksantrik ve değişik kadından öğreniyoruz. 

“Agnés Varda’nın Parisi, Oradan Buraya” sergisi Musée Carnavalet – Histoire de Paris’te 24 Ağustos 2025’e dek görülebilir.

Bu yazı, Milliyet Sanat dergisi Haziran 2025 sayısında yer almıştır.

Yorum bırakın