konuk yazar

Bir küratör yazısı: “Altın olarak gelmeliydi belki de insan dünyaya, takan olmadan evvelinden…”

Klimt-Woman-in-Gold-800x321

Bir akşam üzeri mesela… İttirilen bir el görürsem penceremden tutasım, damı akan bir memleket görürsem başımı kaldırıp ellerimde toplayasım, istifra eden bir göl kenarında görürsem bir şişe ve bir tahta parçası; en sevdiklerim başka şehirlere taşındığından mıdır bilmem, erkekler kadınlarının ve kadınlar erkeklerinin yüzlerini ağaç kavuğuna ısrarla oymaya çalıştıklarından mıdır bilmem, sağ ayağımın altı eskiden sözlerini yarım bildiğim şarkıları mırıldanıp aslını öğrenemeden unuttuğum gibi beni yarı yolda bıraktığından mıdır bilmem, bir kere görüp bir daha haber alamadığım Ayvalık yol boyu zeytin ağaçlarının söğüt dalı kadar kırılgan gövdelerinin rüzgarda hafif bir esintiyle salınırken sökülmelerinden midir bilmem, insanın dünyaya altın olarak değil de takan olarak doğduğundan midir bilmem… Mutlu bir huzursuzluktur benim adım.

Bir tahta parçası

Diğer plastik parçaya yanaşırken…

Bir denizin üzerinde yani

Zaten başka kim yanaşırdı ki?

Palamut mu? Yoksa yumuşak bir mantara benzeyen şişkince yanaklarıyla istavrit mi? Bilmem ki o güzelim yanaklarını deniz suyundan başka türlüsü doldursun ister miydi ki? Dili peltek bir dalga peşi sıra sürerken atlarını uzun kıyılar boyu… Yanaşır mıydı bir hamsi plastikten yapılma ufacık el nizamı bir gece öncesinden bizleri mayhoş eden bardaklara? Denizin üzerinde… Geyik derisinden yapılmış bir yelkenli, belki omuzlara takılan minik bir çanta, geyik derisinden… “Bak bana, bakmaya devam et, yüzünü başka yöne çevirme. Gördüğün gerçek… Yakıştım mı bir çantaya?” Bir müddet tahtanın istavrite yakışıkaldığı gibi… Denizin üzerinde…

Ardımdaki yeşilliğe; reçine, enamel boya ve ahşaptan ürettiğim taç yapraklarını taktım ağaçların çiçeklerini söküp suya bırakarak… Bir süre tabiatın taklidini yaptım fakat uymadı bana… Tabiata ise insan taklidi… Sudan bir mahsül oluverdi bütün çevre, oysa bir vişne ağacı kadar kalabalık olmalıydı yok edilmeden yeryüzü… Altın olarak doğmalıydı insan, takan olmadan evvelinden yani… Evrenin yaratılışındaki bu etkinlik, yetkinlik, aklın sentezini kat kat aşındıran zıtsız örgütlenme gücü belki de tek bir elden… Azizelerin güzelliklerinin, Batılı düşünürlerin, çağdaş ve modern rasyonellerin, mistiklerin kişisel paylarının ötesinde başka bir patikada bu tanrı… Fuzuli’ den, Mevlana’dan, Yunus Emre’den başka bir patikada… Truva’ya adını veren Dardanialı Tros, Hermes aracılığıyla gönderilen suyun üzerinde koşabildiği rivayet edilen iki hızlı atla, rüşvetle susturulduğundan mıdır bilmem, gazetede okuduğum bir çocuğun kayboluş haberinin ardından yudumlamaya kahvemi devam edebildiğimden midir bilmem… Altın olarak doğmalıydı insan dünyaya, takmadan evvelinden yani.. Altın olmalıydı tanrı, yahut insan tanrı…

EZGİ ÖZSAN

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: