Kültür&Sanat Sergi İzlenimleri

Tutamadığımız yasların arşivi

Türkiye iş dünyasında deriz ki, o kadar çok kriz, enflasyon, kur dalgalanması yaşıyoruz ki, ticari hayatı sürdürebilmek için deveyi hendekten atlatabilecek derecede beceri geliştirdik bu ülkede. Birimiz kendini ekonomisi sağlam ülkede bulsa mesela, düzenden, sürdürülebilirlikten, darbe almayan iş planlarından kendini şaşırır herhalde.

Bülent Eczacıbaşı’nın “İşim Gücüm Budur Benim” kitabında yaptığı tespitlerden biri de, Türk iş insanının uzun süreli plan yapmamasıdır. Amerikalılar gibi 5 yıllık stratejiler yapmaz buraların iş insanı, çünkü yaşayarak öğrenmiştir ki, yarın başına ne geleceği hiç belli değildir. O, ticari hayatının bugününü kurtarma peşindedir ki, tutunabilsin hayatın geri kalanına. Keza daha bu hafta bir arkadaşımla iş planı yaparken “2018 yazından sonraki fiyatların baz alınması”na dair bir cümle için, “Niye öyle istiyoruz ki ya?” dedim gayri ihtiyari. Sonra birden uyandım, kriz olmuştu ya! Dolar bir gece de 3,5’tan 7’lere fırlamış, sabah işe koşarak gitmiştik. Daha 1 sene önce. Unutmuşum… Yenileri geldi çünkü sonra. Hem daha da önemlisi, adına “kriz” denmesi yasaktı. “Hani oldu ya o yaz bir şey,” işte o…

“Kızımın parçalarını eteğimde taşıdım”

Hikayenin en hafif yerinden başladım. Para pul. Bunlar gelip geçer, bir şekilde hallolur. Öyle deriz en azından. “Sıkma canını. Önemli olan sağlığının yerinde, sevdiklerinin yanında olması,” da… İşte, bu ülkede sağlığına, sevdiklerine de her an bir zarar gelebilir. Birilerinin sevdiklerine çok zararlar geldi, halen de geliyor. Ben adına kriz denmesi yasak olan kur krizini nasıl unutuyorsam, ülkecek en büyük trajedileri birkaç ayda unutuveriyoruz. “Kızımın parçalarını eteğimde taşıdım,” gibi insanın kalbini parçalayan bir cümleyi mesela, unutuyoruz. #ceylanönkol 12 yaşında. Diyarbakır Lice’de askerî birlikten “atıldığı öne sürülen” havan mermisinin paramparça oldu bir çocuk. Kriminal raporda ölümün sebebinin havan topu olmadığı yazıldı. Twitter’da #ceylanönkol etiketleriyle gönderiler atıldı. Sonra? Unuttuk. Çünkü etiketlenmesi gereken başka isimler oldu. Olmaya da devam ediyor. Garip bir şekilde, trajedileri de bir bütün olarak değil, parça parça algılıyoruz. Toplumun belirli bir kesiminin sürekli başına birşey gelmesi, “belki de” o kesime kasti ve sürekli haksızlık yapıldığı ışığını yakmıyor toplumun genelinde. Bununla ilgili birşeyler söylemek, toplanıp birşeyler yapmak gelmiyor içimizden. Unutmak kolay çünkü. Böylece, parçaları birleştirmeye de gerek kalmıyor.

Ta ki biri, bu cümleyi kafamızı çeviremeyeceğimiz bir duvara yazana kadar… Sanatçı Neriman Polat, bu sürekli unutmaya meyilli topluma, unutturmamak için bir görev üstlenmiş. 1996’dan beri kayıt tutuyor, sergiliyor. Depo’da devam eden “Mührü Kırmak” sergisi ile ilgili “Sadece yas tutmak değil, yas tutamamakla ilgili bir sergi bu,” demiş sanatçı. Tutamadığımız yasların kaydı bu sergi. Neriman Polat’ın 1996-2019 yılları arasında ürettiği, toplumsal cinsiyet, gündelik hayatın iktidar mekanizmaları, şiddet, şehir, kentsel dönüşüm konularını ele alan işlerinden muazzam bir seçki. Küratörler Derya Yücel ve Mahmut Wenda Koyuncu’nun bu gazetede de yer alan bir çok farklı röportajından takip edebildiğimiz üzere, kısa zamana sığmış geniş ve zengin bir külliyatın özenle seçilmiş parçaları “Mührü Kırmak”. Küratörler, parçaları o kadar güzel bir araya getirmiş ki, sergi bir şiir gibi akıyor önünüzde. Ceylan’ın annesinin sözleri sizi vurup karamsarlığa çekerken, hemen yanındaki çocukların yer aldığı “Durum Duvarı” işi ile “Acaba bir umut var mı?” diyorsunuz. Farklı tarihlerdeki yapılmış birbiri ile konuşan işler öyle bir konumlanmış, hikayenin akışı sağlanmış ki; sanki aynı zaman ve hedefle yapılmış, şahane bir yapboz gibi birbirini tamamlıyorlar. 2015’te öldürülen, 3322 güvenlik görevlisi, işçi, sivil, kadın, mülteci için sanatçının her bir ruh için elleriyle çaktığı 3322 çivi, İSTİKRAR’ı oluşturuyor; ardından serginin devamında “Foto Mezar” serisine yöneliyorsunuz. 2013 tarihli “Yolda” işinin hemen yanında 2016 tarihli “Geldiler” yer alıyor. Bütün yollar, birbirine çıkıyor.

Dün, bugünden daha mı güzel?

Gezerken aslında sizin de hikayenin bir parçası olduğunuzu çok başarılı aktaran bu hikayeyi yazan küratörlerle yapılan röportajlardan birinde, Mahmut Wenda Koyuncu, “Sadece tarihe iz düşmek değil de, bugünle de konuşabilen bir düşünce ile hareket edebilmek önemliydi. Bir de, Neriman’ın işlerinin özelliklerinden biri de bu: 25 yıl önce yaptığı işlerin bugünle konuşabilmesi. Bu açıdan çok diri, çok canlı işleri var,” demiş. İşlerin canlılığının yanı sıra, benim takıldığım başka bir konu oldu Neriman Polat’ın işlerinde: Cüret. Bugün, Polat’ın sergide yer alan “Bozuk” işini bugün kaç güncel sanatçı ortaya koyabilir? Dekoratif işler sergilemek yerine, açık açık cinsellik konuşmak, sadece yurtdışında yapılabilir bir şey diye kanıksamışım ister istemez. Polat’ın işlerini görünce, bir aydınlandı içim. “Bozuk kadın” burada da cüretkarca konuşmak istiyor…

“Özel” olanı cesaretle tartışmaya açmanın yanı sıra, politik olmanın giderek dışlandığı bir ülke sanat camiasında, tüm politikliğiyle duruyor ayrıca Neriman Polat. Depo’da kurulan o pembe çocuk odası, siyah ayıcıklar, kurşunlanmış çocuk örtüleri, “Ah Dünya” yazan çocuk pijamaları, tellerle çevrili bir dünyanın ardında kalan çizgi film kahramanları… Karşındaki bir insana trajedinin boyutunu göstermek istiyorsan, bunu en çok nasıl hissettirirsin sorusuna çok güçlü cevap vermiş, tarif edemeyeceğim bir anlatış var. “Kriz var” demenin yasak olduğu ülkede en büyük insani krizlerin kaydını korkmadan ve içtenlikle tutmuş bir sergi bu.

Adım at…

Evet çok büyük trajediler yaşanıyor, evet büyük haksızlıklar oluyor. Neriman Polat da bunların kaydını tutuyor; ama tuttuğu kayıt insanda büyük, kasvetli bir ağırlık da yaratmıyor. Sergiden çıktığınızda, kendinizi karamsarlıklara vurasınız gelmiyor. Aslında, Polat’ın yarattığı bu hatırlama-tartışma ortamının içinde bulunmaktan, bu diyaloğa girmekten memnun oluyorsunuz. Konuştukça, tartıştıkça, bazen konulara kıvamında bir mizahla baktıkça, belki de bir gün, eteğimizdeki taşları ortaya döker, hepimizin bildiği sırları konuşmaya hazır olur ve çözeriz diye düşünüyorsunuz.

Serginin bana hatırlattığı küçük bir özgürlük hikayesi ile bitireyim madem… Küçükken yazları ailecek gittiğimiz yazlık yerde, kasabaya biraz uzak oturuyorduk. 3 kız çocuğu olarak ancak, genelde yazlıkta bizimle olan anneannelerimizle kasabaya gitmemize izin vardı, kendi kendimize kasabaya gitmemiz yasaktı. Çocuk aklı nasıldır bilirsiniz; küçücük konular, büyük ve şahane çocuk planlarına dönüşür. Biz de büyük ve şahane bir plan yaptık: Yeterince büyüdüğümüze karar verdiğimizde, bisikletlerimizi alıp izin almadan kasabaya indik. Nasıl da büyük bir özgürlük zaferiydi bizim için! Yolda birbirimizin yüzüne bakıp bakıp gülüyorduk. Kasabaya vardığımız gibi geri döndük; önemli olan, o sınırı aşmaktı çünkü. Acayip mutlu, çaklar yaparak bu büyük zaferimizi anneannelerimize duyurduk: Kendi kendimize kasabaya gitmiştik ve sağ salim dönmüştük. Bu duyuru, bizim özgürlük biletimiz oldu, o günden itibaren kasabaya kendi başımıza gitmemize izin çıktı. Büyümüştük ve kendimizi kanıtlamıştık. Bunun için de, bir adım atmıştık. Mührü Kırmak sergisindeki “Adım” işi, bana bu çocukluk anımı hatırlattı işte. Özgürlüğüne doğru, cesaret et ve bir adım at. Belki herşey değişir…

Neriman Polat’ın Mührü Kırmak sergisi, 12 Ocak 2020’ye kadar Tophane’de Osman Kavala’nın sevgili Depo’sunda devam ediyor…

Bu yazı, 28 Aralık 2019 tarihinde Gazete Duvar‘da yayınlanmıştır: https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/12/28/tutamadigimiz-yaslarin-arsivi/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: