Dinlemek, çaba göstermektir

“Batı zihniyeti yirmi beş yüzyıldır

Dünyayı görmeye çalışıyor.

Anlamıyor ki, dünya görülmez,

duyulur. Okunmaz ama dinlenir.”

Jacques Attali

Bir içecek markası, başarılı reklam kampanyalarıyla yıllar içinde psikolojimizi çok iyi tahlil edip ele geçirmiştir. Bugün kafalarımıza yerleşmiş Noel Baba imajını o markanın yarattığı söylenir mesela. Yürüttükleri en ayırt edici, başka hiçbir markanın bu derece başarılı olamadığı stratejileri ise, görüntünün dışında ses hafızamıza da yerleşmeleridir. Açılan o kapağın, o köpürtü sesinin buz gibi … içmek için hazırlık olduğunu bilirsiniz.

Bugün ne kadar görsellerle çevrili olduğumuza dönüp bir bakın. Her şey ama her şey görüntü üzerine. Eğer birşeyi tanıtmak istiyorsanız minimum yazı, maksimum görsele oynarsınız. Sosyal medya size gün içinde yüzlerce, binlerce görsel sunar. Artık birşeyin nasıl yapılacağını anlatmanız gerekiyorsa Youtube videosu çekmeniz en doğrusudur. Ben düğme dikmeyi Youtube’dan öğrendim, öyle diyeyim…

Bununla beraber, ses kıymetli ve gizli bir hazinedir. Görüntünün arkasındaki insanı ancak dinleyerek tanırsınız. İnsanlarla ilişkiniz, ancak onları dinlediğinizde gelişir, samimileşir. Geçen gün yıllardır evli bir arkadaşım, “İlişkimize, zaman zaman yaşadığımız sorunlara bakıyorum ve bugün şunu net söylüyorum: Bir partnerde olmasını istediğim ana özellik, beni dinlemesi. Gerçekten ne dediğimi duyarak beni dinlemesi,” dedi. Çünkü dinlemek, zaman ve emek ister. Jacques Attali’nin söylediği gibi, batı kültürü bizi görsel kültürle yüklemiştir. Bakar ve geçeriz. Halbuki dinlemek için bilinçli bir çaba ve odak gerekir. O yüzden gerçekten dinlediğinizde, daha iyi anlarsınız, daha iyi tanırsınız, daha iyi iletişim kurarsınız. Üstelik zaman zaman seslerin etkisi görselden daha etkilidir. Karanlıkta bir ses, sizi inanılmaz gerip tehtidi de sezdirebilir ya da artık görmediğiniz ve sevdiğiniz birinin sesi sizi geçmişe götürüp gözyaşlarına da boğabilir. O sesin, sana bir daha durup dinlemen, anlamak için çaba sarf etmen için bir şey anlatmayacak olması, görmemekten daha kırıcıdır.

Kulaklara ve zihne hitap eden sergi

Uzun bir giriş yaptım, çünkü anlatacaklarımı bir de bu açıdan düşünerek dinlemenizi istedim. Akbank Sanat’ta açılan Distopya Ses Sanatı sergisi, gözlerden ziyade kulaklara hitap eden, anlamak için aynen ses gibi, gönüllü bir çaba ve odak isteyen bir sergi. Sergi, size elbet görsel sunarken, diğer yandan kulaklarınızı ve zihninizi de açık tutup anlatmak istediklerini dinlemenizi istiyor. Hızlı tükettiğimiz görme kültürüyle domine edilen dünyamızd,a birilerinin çıkıp sizden tüm sergiyi ayrıca dinlemenizi de istemesi, iyi bir zihin egzersizi oluyor.

Başlangıç olarak, sergideki FM Einheit & Siegfried Zielinski’nin sergide yer alan 12 kanallı ses yerleştirmesi, tam da sadece gözlerinizi kapayıp kendinizi sese bırakmanızı isteyen bir iş örneğin. Sadece 12 hoparlörden oluşan Sesler Somuttur isimli eser, seslerin, enstrümanların, makinelerin, düşüncelerin çok sesli bir korosu olan Radyo FM ile buluşturuyor sizi. Radyo FM ile, İstanbul’da Distopya’nın gerçekleştiği yerde var oluyorsunuz. Şiirsel olarak ifade edilen distopya, sanatçılara göre yeni bir olası alan (ütopya) yaratıyor.

Korkma ve nefes almaya devam et

“…Sonik kurgunun bize yüksek sesle hatırlattığı şey, hiçbir şeyin sabit, kesin, veya mutlak olmadığı, nefesin yok olmadığı ve yaşadığımız sürece her gün hayatın ruhunu kaybedecek, bulacak ve tekrar inşa edecek oluşumuzdur. İşte tam da bu sebeple, korkma ve nefes almaya devam et,” diye yazıyor duvarlara Distopya Ses Sanatı sergisinin yazarlarından Zeynep Bulut.

Peki neden distopya? Küratörler Selçuk Artut ve Jeremy Woodruff, bugün derin bir sessizliğe gömülmüş olan dünyamızda mevcut salgının gölgesi altında distopyanın neye benzediğini hep birlikte tecrübe ettiğimize değiniyorlar. Tüm acısıyla salgının kurbanlarının yasını tutup onları anarken bile, distopyadan kazandığımız bir şeyler olabilir mi sorusunu sorarken 2021’de sizi distopyalarla eğlenme cesaretini göstermeye davet ederek distopyalara meydan okuma amacındalar.

Bu bağlamda en eğlenceli işler, favorim, George Werner’in sizin seslerinize tepki veren ses ve ışık heykeli Yapay Us ve Başar Ünder’in Sesi Yükseltilmiş Paspas’ı oluyor. İstiklal’e bakan camın önünde, sizinle sohbet etmeyi bekler gibi duran Yapay Us, bence insan ilişkilerine de ışık tutuyor; bağırırsan tepkisini sert veriyor, yumuşak konuşursan tatlı tatlı ışıldıyor. Ne tepki verirsen onu alıyorsun karşındakinden… Başar Ünder paspas, kontak mikrofonlar, kablolar, ses mikseri, gitar pedalları, gitar amfisinden oluşan bir ses yerleştirmesi ile 2020 distopyamıza eğlenceli bir sorgulama yapıyor: 2020, geçen yüzyılda paspası en az kullandığımız yıl olabilir mi? Geçen yıl evdeydik, paspası az kullandık. Ayaklarımızı paspasa nasıl sildiğimizi unutmuş olabiliriz. Ama paspas hatırlıyor, paspas biliyor.” Siz de paspasın üzerine çıkıp, dilerseniz üzerinde zıplayıp işin içine dahil olarak distopyaya meydan okuyorsunuz. Ses çıkararak paspasla barışıyor, siz de paspas gibi hatırlıyorsunuz.

Eğlence ve etkileşimden ziyade, daha karanlık bir alandaki meydan okumalardan önerilerim ise, Chelsea Leventhal’ın, İzler-Yeşil, yerleştirmesi, RAW’un Hareketli Kendinden Üreyen Sanatı ve Zafer Aracagök’ün gelecek/bugün sorgulatan videosu. İki sene boyunca Kıbrıs meselesi çalışıp sonunda Kıbrıs’a gittiğimde Yeşil Hat ve çevresinden çok gerilen, ve psikolojisinin tüm kente yerleştiğini düşünen biri olarak Chelsea Leventhal’ın yeşil bir bantla galeriye hat çekmesi ve ikiye bölünmüş Lefkoşa şehrinin insansız bölgesindeki terk edilmiş binalar, varil ve dikenli tellerden yapılmış barikatları fotoğraflaması beni çok etkiledi. Bugün halen yaşanan distopyaya, Yeşil Hattın iki tarafından kaydettiği sesleri koymuş sanatçı. Seslerin birbirine karışmasının kolaylığı gibi doğal, akışında, beraber yaşayabilir aslında insanlar diye düşünüyorum… İnsanın birbiriyle kavgasından doğayla kavgasına geçtiğimizde, ARTUT ve Alp Tuğan’dan oluşan RAW’un Hareketli Kendinden Üreyen Sanat (Jeneratif Sanat) ile, toprak ananın isyanını elektronik medyumlar üzerinden izliyoruz. Acıyla kıvranan dünyayı temsil eden hareketli bir zemin gözlemlerken, tükettiklerimizi düşünüyoruz… “Dünyanın cömertliği, duyarsız yetkililerce daha iyi bir gelecek adına ciddi şekilde istismar edildi. Şimdi ise, geleceği tam da şu anda gerçekleşmesi için tasarlamaya çalışıyoruz. İnsanlar, kolonyal içgüdülerini sinsi bir mucizeyle beslemek için başka bir gezegene inmeye heves ediyorlar. Ama biz muhteşem manzaralarıyla dünyaya sahibiz, dünya hala görülmek ve saygı görmek için duruyor,” diyor sanatçılar. Bugün hala yapabileceklerimiz, Zafer Aracagök’ün “Gelecek zaten burada. Sadece eşit olmayan bir şekilde dağıtılmış” eseriyle listeleniyor önünüze. Zafer Aracagök, distopyanın bugün’e gelmiş, dönüşmüş olduğu iddiasını güçlendirmek için, Gibson’dan alıntıladığı cümleden yola çıkarak 84 tane, birbirinden farklı varyasyon üretmiş ve bunları dünyanın farklı ülkelerinden gelen 68 katılımcıya farklı dillerde okutmuş. Aslında burada olan geleceğin, bugün size sunduğu ve üzerine düşünüp (beraber) düzeltebileceğimiz adaletsizlikleri üzerine düşünmeye çağırıyor bu ses sanatı.

Sergideki tek sıkıntılı nokta, sekiz tane video çalışmasının aynı salonda tek bir ekranda art arda gösteriliyor olması. Her video 7 ila 10 dakika civarı olduğundan sergilenen videoları görmek için sergiye ve hatta tek bir odaya oldukça uzun bir süre ayırmanız gerekiyor. Pandemi döneminde hem kısıtlanan sosyal hayat süreleri hem de kapalı mekanda uzun süre kalma konusu düşünüldüğünde, keşke daha fazla alan olsaymış ya da farklı bir çözüm üretilseymiş diyorsunuz.

Bu pürüz dışında, dinlediğiniz, sorguladığınız, zihninizi açmanız için sizden çaba bekleyen, santçıları, metinleri, müzsiyenleri ile iyi düşünülmüş bir sergi ses sanatı. Sergi için yapılacak podcast serisini “dinlemeyi” de dört gözle bekliyorum, siz de takipte kalın.

Küratörlüğünü Selçuk Artut ve Jeremy Woodruff’un üstlendiği sergide sanatçı Alper Maral, Alp Tuğan, Antye Greie, Başar Ünder, Brandon LaBelle, Chelsea Leventhal, FM Einheit & Siegfried Zielinski, Georg Werner, Hans Peter Kuhn, Laura Mello, Metacreation Lab, Phil Edelstein, RAW, Seth Cluett ve Zafer Aracagök’ün eserleri yer alıyor. “Distopya Ses Sanatı” sergisini, 15 Haziran 2021 tarihine kadar Akbank Sanat’ta görebilirsiniz.

Bu yazı, Milliyet Sanat Dergisi’nin Nisan 2021 sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s