Bazı sergiler yalnızca resimleri değil, o resimlerin ardındaki emeği, tutkuyu ve adanmışlığı da görünür kılar. Bozlu Art Project’in Mongeri Binası’nda açılan Tenduvar sergisi, 1950’lerin sonundan 2000’lere uzanan üretimiyle Türk resminin sessiz ustalarından Güven Zeyrek’i yeniden gündeme taşıyor. Ben de bir serginin hazırlanışına anlatılarla tanık oldum ve Güven Zeyrek sergisinin arkasındaki kıymetli kişiler Nazlı Pektaş, Zeynep Muazzez Gökçaylar, Kayhan Kaygusuz, İbrahim Cansızoğlu ve Esra Zeyrek ile röportaj yaparak onların coşkularına, titiz çalışmalarına ve heyecanlarına tanık olma mutluluğuna eriştim. Küratör Nazlı Pektaş’ın iki yıllık titiz çalışmasıyla hazırlanan sergi, bir sanatçının evrenini bugüne taşırken aynı zamanda kolektif bir emeğin ve adanmışlığın hikâyesini de anlatıyor.

1935’te Ayvalık’ta doğan Zeyrek, çocukluğunu Bergama ve Kozak Yaylası’nın doğasında geçirmiş. Doğayla kurduğu bu erken temas, resmindeki taş, toprak ve boşluk algısına yansımış. Hayatının büyük kısmını İzmir’de geçiren Zeyrek, otuz yılı aşkın süre resim ve sanat tarihi dersleri vermiş. Sanatçı, eserlerini tanıtmak veya satmak için galeriler ve koleksiyonerlerle ilişki kurmaktan ziyade, bu kurum ve kişilere mesafeli durarak ve özellikle prensip olarak müzayedelerde yer alan bir sanatçı olmamak için yalnızca kendi üretimini zenginleştirmenin peşinde olmuş; bir yandan öğretmenlik yaparken, diğer yandan sessizce üretimini sürdürmüş. Eserleri Türkiye’nin en önemli müzelerinde yer alsa da, üretiminin derinliği bugüne dek geniş kitlelerce tam olarak bilinmemiş. Bozlu Art Project ve sergide çalışan tüm ekibin desteğiyle, Zeyrek’le vefatından sonra yakından tanışma fırsatı buluyoruz.
Zeyrek’in sanatındaki dönüm noktalarından biri, 1983’te katıldığı AKATÜNVEL Sanat Topluluğu olmuş. Psikiyatrist Süleyman Velioğlu’nun öncülüğünde 1970’te kurulan bu grup, insanın varoluşunu “beden, mekân, ölüm ve yaratım” kavramları üzerinden sorgulayan bir düşünce çevresi. Dahil olduğu bu felsefi çerçeve, Zeyrek’in resmindeki yüzey anlayışını ve renk skalasını daha da derinleştirmiş. Sanatçının AKATÜNVEL Sanat Topluluğu ile paylaştığı varoluşçu yaratma edimi ve Bergama/Kozak Yaylası’nda çocuklukta yerleşen doğa deneyimi, bu okumanın iki sabit noktası olmuş.

Serginin hazırlanışı, Zeyrek’in kızları Esra ve Azra Zeyrek’in özverili çabalarıyla başlamış. Babalarının tüm eserlerini Dikili’deki evinden çıkarıp, kiraladıkları bir ofise yerleştirmişler. Tuna Pektaş ile arşivleme ve envanter çıkarma üzerine çalıştıktan sonra kardeşler, eserlerin fotoğraf çekimleri için Kayhan Kaygusuz’a ulaşmışlar. Kaygusuz, dar bir alanda, asistanı Alen Yahyaoğlu ile resimlerin hem çıplak gözle görülen hem de normalde fark edilmeyen dokularını ortaya çıkarmak için özel ışık ve açıyla oldukça zahmetli bir iş çıkarmış. Zeyrek’in resimlerinin dokularının zenginliğinin altını çizen Kaygusuz, resimlerle zaman geçirdikçe sanatçının ne yapmak istediğini daha iyi anlamış ve ışıklarla farklı testler yaparak bu özellikleri ortaya çıkaracak özel tekniklerle çekimleri gerçekleştirmiş.

Restorasyon sürecini üstlenen Zeynep Muazzez Gökçaylar, Türkiye’de bu alandaki çok nadir uzmanlardan biri. Gökçaylar, Güven Zeyrek’in desenlerinin arkaik dönemden çıkmış gibi sade ve etkileyici figürlerden oluştuğunu ve sanatçının bu kadar yoğun boya katmanı ile çalışan nadir Türk ressamlardan biri olduğunu vurguluyor. Renk ve ton skalasının son derece etkileyici olduğunu, örneğin sanatçının 10 farklı ton siyah kullandığını ve resimlerin üzerinde çalışmanın adeta arkeolojik kazı yapmaya benzediğini belirtiyor. Hem Gökçaylar hem de küratör Nazlı Pektaş, eserlerle vakit geçirdikçe Zeyrek’in elini adeta takip ederek büyülenmiş ve her çalışma, araştırma sanatçıyla kurulmuş bir bağa dönüşmüş.
Nazlı Pektaş, aslında Bozlu Art Project ile çalışmadan önce, Azra Zeyrek’in daveti üzerine Zeyrek üzerine çalışmaya başlamış. Sanatçının kızlarının eserleri sakladığı depoda, Zeyrek ile ilgili çıkan tüm yazıları ve dokümanları okumuş, sanatçının okuduğu kitapları ve eserlerini incelemiş. Çalışmanın birinci yılının sonunda, Merve Akar Akgün sayesinde Bozlu Art Project ile yolları kesişmiş. Pektaş, AKATÜNVEL’in tarihin biraz arka sayfalarında kalan, akademili olmayan ve azimle üretmeye devam eden kişilerden oluştuğunu, bu nedenle onları sanat tarihine kazandırmanın çok önemli olduğunu düşünerek projeye dahil olmuş. Sanatçıyı anladıkça eserlere daha farklı gözle bakmaya başlayan Pektaş, aynı zamanda Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan 2024 yılında yayımlanan Güven Zeyrek Resminde Yüce Doğa kitabının da yazarı olmuş.
Pektaş, Zeyrek’in eserlerinin çok geniş bir renk skalasına sahip olduğunu vurgularken, yüksek sesle konuşmayan eserler olduklarını da dikkat çekiyor. Ayrıca, sanatçının bir resmine her yeni bakışta sanki yeni bir resim görüyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz, diyor. Bu sessizlik ve çeşitlilik, Pektaş’a göre Zeyrek’in güçlü imzasının ta kendisi.

Tenduvar sergisi, Güven Zeyrek’in eserlerinin yanı sıra, Dikili’deki atölyesini fırçaları, paletleri ve kitapları ile birlikte yeniden yaratmış. Ayrıca, bu atölye alanında sanatçının ses kaydını da dinleyebiliyorsunuz; ziyaretçiler böylece Zeyrek’in üretim sürecine adım adım tanıklık etme imkânı buluyor.
Bozlu Art Project’teki bu özel sergiye gidin, doya doya izleyin. Her seferinde yeni detaylar, yeni resimler keşfedin. Bu kadar titiz bir hazırlık ve uzman emeğiyle hayata geçirilen sergi, sadece bir sanatçının değil, aynı zamanda kolektif bir tutkunun ve adanmışlığın da görünür kılındığı bir çalışma. Bir İzmirli olarak, bu kıymetli İzmirli sanatçıyı kendi şehrimizde de kapsamlı bir sergide görme dileğiyle…
Bu yazı, Kasım 2025’te Milliyet Sanat dergisinde yayınlanmıştır: https://www.milliyetsanat.com/haberler/diger/turk-resminin-sessiz-ustasi-guven-zeyrek/18357

Yorum bırakın