İmkânsız Uzamdaki İzlerimiz

Aidiyet nedir? Yer nedir? Ne yapıldığında o yerler, mekanlar bizim olur? Kim, nasıl alabilir onları elimizden? Mesela yıllardır mesken tuttuğu İstiklal Caddesi’ndeki dükkanından çıkarılan bir esnafın hafızasını, onun dükkanına uğrayanların hafızalarını silebilir mi bir mülk sahibi? Aslen ne bizim, ne mülkümüzün sahibi olan devlet, nerede yaşayacağımıza, nerede yiyeceğimize, nerede içeceğimize (veya içmeyeceğimize), ne konuşacağımıza ne kadar yaksa yıksa da karar verebilir mi? Söz geçirebilir mi?

“Bütün dünyayı yabancı bir diyar” olarak görmek yaratıcı düşünceyi mümkün kılabilir mi? sorusuyla başlıyor Sabancı Üniversitesi Kasa Galeri’deki “İmkânsız Uzam” sergisi. Serginin sanatçılarının üçü de Diyarbakır’da doğmuş, üçü de Diyarbakır Güzel Sanatlar Lisesi’nden çıkmışlar. Farklı söylemleri ile İhsan Oturmak, Hasan Pehlevan ve Deniz Aktaş bu sergide yıkım üzerine konuşuyorlar. Kendinden öncekini yıkma, ezip geçip ilerleme…

İz bırakmak

Bir arkadaşım kendisine çok acı çektiren eski erkek arkadaşını unutmak için onunla zaman geçirdiği mekanları “geri almak” için hepimizi seferber etmişti. Tüm sevdikleri yerlere, güzel ya da kırıcı anıları olan mekanlara tekrar gidip, üzerlerine yeni anılar eklemiştik ki oraların belirli biriyle özdeşleşen kimliği değişsin.

“Ben sokağa anonim müdahaleler ile sanatını ortaya koyan biriyim,” diyor Hasan Pehlevan bir röportajında. Hasan, geçen sene bir proje kapsamında Tomtom Sokak’ta izlerini bırakmıştı mesela. O sokak benim için Hasan’la özdeşleşiyor artık. O ve sanatı artık oranın bir parçası ve oradan her geçen belki adını bilmese de Hasan’ın çizgileriyle benimsiyorlar o sokağı.

müdehale serisi (10) - Copy.jpg

Hasan bu sergi projesinde iz bırakmak için Fikirtepe’yi seçmiş. Unutulacağını düşündüğü bir mekanda kendi kalıcı izini bırakmak istemiş. Yıkım sesleri eşliğinde baktığınız fotoğraflar aslında 25 karelik bir seriymiş; biz sergide 6 tanesini görüyoruz. Hasan, arkadaşımın anılara yaptığını yapmış,  yıkımı fethetmiş gibi hissettim ben. Fikirtepe’de gelip birileri zarar vermeye karar verene kadar Hasan’ın sanatı var artık. O da kaybolduğunda, mekandan “çalındığında”, başka yerlerde ortaya çıkmak üzere…

Çatalhöyük-Napolyon-Sur

Kapılarımızı kilitlemezdik der eskiler. Güven vardı, huzur vardı derler. Daha da eskilerin kapısı bile yokmuş… Serginin ikinci odasında, sizi küçük bir şehir karşılıyor. Çatalhöyük bir enstelasyon olarak karşımızda. Hemen yanı başındaki resime bakınca birden uyanıyorsunuz; bu yerleşmede sokaklar yok. Kapılar çalınmıyor, evlere damlardan giriliyor. Yüzyıllarca barış içinde yaşamış bir yerleşkeden bahsediyoruz. Polis arabası yok, çatışma yok, yangın yok, itfaiye yok.

cof

İhsan Oturmak bu sokaksız yerleşkeyi kafasında oluştururken Napolyon dönemini araştırmış. Napolyon, savaş zamanı Haussmann’ı Paris’e getirerek büyün şehrin caddelerini genişletmiş. Marx ve Engels de buna ‘Stratejik Güzelleştirme’ demişler, sergideki yerleşke entelasyonunun adı da buradan geliyor. Burjuva geniş caddelerde oturuyor; işçilerin yaşadığı dar sokaklar karakul bağlantılarına çıkıyor. Sur’da sokaklar dar, devlet kolay giremiyor. Eski damlı evler misali, dar sokaklar, kaçanları koruyor. Daraltmış İhsan Oturmak kamu araçlarını; girmek istiyorlar sokaklara, müdahale etmek istiyorlar çünkü.

FullSizeRender

Doğaya saçılan parçalar

İnsan bir ev hayali kurar. O evin içine kendinden parçalar koyar özene bezene. Uzaktayken özler, neresi ve nasıl olursa olsun, zaman geçse de kavuşsam diye düşünür. Çocuklar için güvendir evde olmak. O güven, insanların doğduğu büyüdüğü o evler, bir göz kırpışında yıkılıp parçalara ayrılabilir birileri öyle olmasına karar verdi diye…

Yokyerler I, 70x100cm, kağıt üzerine mürekkepli kalem, 2016 (1).JPG

Deniz Aktaş, insanların yıkılan güvenli mekanlarının, sevgili evlerinin dağılan parçalarını resimleriyle topluyor. Sur’un yıkılmasından sonra çıkan molozu desen alıyor. Bahçelere dağılan molozları resmediyor. Birileri yıkıyor, ama doğa geri alıyor parçalarımızı, kendi parçası yapıyor. Deniz de mürekkepli kalemle, insanların evlerine yıllarca özendikleri gibi, acayip bir özen ve sabırla, çizgi çizgi, nokta nokta inanılmaz bir detayla resmediyor doğanın kucaklamasını.

İmkânsız Uzamdaki İzlerimiz

Birileri mekanları yıksa da bizi, fikirleri yıkamıyorlar; izimizi bırakıyoruz, damlardan giriyoruz, parçalarımıza doğaya dağılıyor ama hep buradayız.

Derya Yücel’in küratörlüğünü üstlendiği İmkânsız Uzam sergisi, 5 Mayıs kadar Karaköy’de Kasa Galeri’de.

 

Bu yazı, 28 Nisan 2017 tarihinde Hürriyet Kelebek‘te yayınlanmıştır:

http://www.hurriyet.com.tr/imkansiz-uzamdaki-izlerimiz-40441436

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s