Romantik olmak istemeyen denizkızları

Seda Hepsev, Ardindan Bak,Kağıt üzerine kurşun kalem, 14.5 x 21 cm, 2017

“Denizkızına ilişkin şimdiki anlayışımız Disney hikayelerinden malumdur: Yarı insan, yarı-balık ve temelde iyi niyetli…

Balık kuyruğunun eksik olmadığı ilk denizkızı tiplerinden biri kadim Suriye tanrıçası Atargatis’te görülebilir. Sirenler ise ilk kez Homeros’un Odysseia destanındaki çok iyi bilinen bir olayla karşımıza çıkar; onların hipnotize edici şarkılarını duyanlar denizde boğulur. Yunan efsanesine göre, insan eti yemekten zevk alırlar… Ne var ki, zamanla şarkı söyleyen denizkızı motifi tutmuştur ve Binbir Gece Masalları da dahil sirenleri konu alan masalların çoğunda geçer.”

Canavarlar – Garip Yaratıklar Kitabı, Christopher Dell

  FullSizeRender (2)

30 yaşında bekar bir kadınım. Toplumun benden şu ara ana beklentisi evlenmek. İyi bir iş sahibi olmak, doğru oturup doğru konuşmak, edepli olmak, belli kesimlere göre yüksek sesle kahkaha atmamak, fazla talepkâr olmamak, fazla göze batmamak ve bunun gibi bir sürü farklı kesimin yüzlerce farklı beklentisi dışında tabiiki. Daha geçen hafta herhangi bir konudan konuşurken pek de samimiyetim olmayan biri, konuyu yine evlenmem gerektiğine bağladı ve “kriterlerimi düşürmem gerektiğini” söyleyiverdi; “Yaşın ilerliyor,” dedi. Güzel güzel sağlıklı yemek yemekten bahsederken konu birden muhtemelen pek de istemeyeceğim birilerine sahip olmak için olmadığım bir insan gibi davranmam gerekliliğine (ve aslen sahip olmadığım kriterleri –SSK!?- düşürmeme) herhangi biri tarafından getiriliverdi. Ben aslında romantize Disney karakteri değilmişim, denizkızıymışım, bir canavarmışım (!), hayatımdan gayet de memnunmuşum, hayatta ana amacım sırf toplum öyle istiyor diye toplumun istediği yaşta önüme ilk çıkan adamın biriyle evde oturmak değilmiş; mühim değil. Kriterlerini düşür.

Seda Hepsev’in x-ist’te devam eden kişisel sergisi “Sirenler ve Denizkızları”, Christopher Dell’in kitabının yukarıda yer verdiğim bölümünden ilham alıyor. Romantikleştirilmiş anlayışa karşılık, denizkızlarının deniz canavarlarından biri olması tezatlığı üzerinden kadın kimlik algısını sorguluyor sanatçı. Üstelik bunu sadece bizim toplumumuzu mercek altına alarak yapmıyor. Zürih’te yaşayan Hepsev, birbirine zıt kültürlerde, bambaşka coğrafyalarda da olsa kadınlara hep bir şekilde rol biçildiğinin altını çizerek genel kadınlık hallerini konu alıyor.

FullSizeRender (1)

DERYA

-Başarılı bir evliliğin sırrı nedir sizce?

-Karşılıklı sevgi, saygı, güven.

-Bahar en acımasız mevsimdir ama.

6 kadın karakter var Seda Hepsev’in sergisinde, 6 köşede 6 farklı yerleştirme. Hepsi için kısa hikayeler yazmış, tuval ve yerleştirmeler koymuş, gerisini izleyicinin hayal gücüne bırakmış. Galeride de özellikle sordum; bu hikayelerin devamı var mı (çünkü gerçekten öyle kısa ve güzel bir tat bırakıyorlar ki fazlasını istiyorsunuz), yerleştirmelerdeki her tuval için ayrı bir hikaye var mı; yokmuş. Sizin hayal etmenizi istiyor sanatçı. Derya’nın kırılan tabakları ile kırılan kalbi, sarsılan evliliği; adet döngüsü ile ilgili yaptığı proje yüzünden Instagram hesabı kapatılan Rupi Kaur’un[1] izlerini gördüğüm Rose’un cinsellikte hep erkeklerin mutluluğuna önem verilmesi hikayesi, Meryem’in intiharı, Valentina’nın bizlere tanınmayan hoşgörüye, kadınlara uygun görülmeyen erkek özgürlüğüne imrenişi, hep biraz ipucu alıp sonrasını kendim getirdiğim hikayeler…

Seda Hepsev, Simon, tuval üzerine akrilik, 40x50cm., 2016

VALENTINA

Penis kıskançlığı

Seneler once Floransa’da kaldığım hosteldeki odama giderken, bir partideki çocuklar pencereden aşağı işeyerek sokağa isimlerini yazmaya çalışıyorlardı.

Sergiyi ve işlerden aldığınız hissiyatı daha da heyecan verici kılan nokta, hikayelerin hepsinin gerçek olması. İsimleri gerçek değil ama Tamia, Simon, Rose, Valentina, Meryem ve Derya’nın hikayeleri, sanatçının tanıdığı, bildiği kadınların hikayeleri. Tuvallerde olabildiğince yalın ve duru bir şekilde önünüze çıkıyorlar.

“Rose”, Tuval üzerine akrilik, 110 x 120cm, 2016

ROSE

“Kadınların deneyiminden çok erkeklerin gözlemine dayanan” ile başlayıp sıçanların orgazmı* ile bitirdi konuşmasını.

*Bazı hayvan türlerinin erkekleri (fare, sıçan, arı, sincap, akrep, örümcek) cinsel ilişki sırasında çiftleşme tıpası yaratırlar. Bu, dişinin başka erkeklerle cinsel ilişkiye girmesine engel olur. Çiftleşme tıpası, ilişki sonrasında dişinin rahmine yerleştirilen jelatinimsi bir bileşendir. Katılaştığında dişi başka erkeklerle ilişkiye giremez.

Bu hikayelerin dışında, bir de sırf Anadolu kültürüne ayrılmış bir duvar var sergide. Elibelinde… Kilimlerde, dokumalarda, işlemelerde gördüğümüz; dişilik, doğurganlık ve bereketi simgeleyen bu motifleri (ki bu kadar çok olduğunu şahsen ben bilmiyordum, bu da sergiden bir öğrenim oldu) kalabalık bir kadın ordusuna benzeten sanatçı almış ve motiflerin tek kollarını çıkarmış. Bir röportajında “Tek kollarını geride bırakmışlar ama dimdik duruyorlar işte, altın varaklı çerçeveler edinmişler kendilerine, geride bıraktıkları hikayeye ihtiyaçları yok. Bir de yine çok sayıdalar ve yan yanalar, dayanışıyorlar,” diyor Seda Hepsev. Sırf bu ince fikir, benim için  sergiyi görmek için heyecanlanmaya, sanatçıya kendimi yakın hissetmeye yeterli. Haydi, tek eller bele, beklentiler, önyargılar, kısıtlamalar çöpe!

[1] Çevreye Verdiğimiz Rahatsızlıktan Dolayı Özür Mü Dileyelim? https://irmakozer.com/2015/08/28/cevreye-verdigimiz-rahatsizliktan-dolayi-ozur-mu-dileyelim/

 

Bu yazı, 19 Haziran 2017’de Hürriyet Kelebek‘te yayınlanmıştır:

http://www.hurriyet.com.tr/romantik-olmak-istemeyen-denizkizlari-40494350

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s