Feminist Fikirler Kültür&Sanat Kim bu sanatçı? röportaj

Gerçeklik-sonrası, cesaret öncesi: Soytarılar ve Melekler

İpek Duben hakkında yazı yazmakla elbet boyumdan büyük bir işe kalkıştığımın farkındaydım… 1941 İstanbul doğumlu sanatçı, 60’larda öğrenip görüp sonra bir süre yaşadığı ABD’den 70’lerin sonuna doğru Türkiye’ye döndüğünde geleneksel olan ile modern zihniyetin bileşiminin kendi kimliğindeki varlığını ifade eden bir resim dili arayışı içindeydi. Duben ileriki yıllarda bir kadın sanatçı olarak sanat ortamına ismini kabul ettirebilmiş, bugün artık “çok” cesur sayılacak kimlik, cinsiyet, göç, kültürel önyargılar gibi konularda eserler vermiş, uluslararası müze ve koleksiyonlarda eserleri bulunan, bienallerde yer almış, Türkiye sanatı üzerine kitaplar yazmış bir insan…

Dönüp baktığımda sanatçının işlerinin, sergilerinin bende hep ayrı bir yeri olduğunu, ayrı bir iz bıraktığını fark ediyorum. İçinde yaşadığım toplumun yaralarını gizlesin diye üzerine yapıştırılan o anlamsız geçici bandı – vuran bir ayakkabıya çözüm olmayacağını bildiğin halde taktığın, ve kayarak yarayı daha da deşip canını acıtan o yara bandını – narince kaldırıyor sanki sanatçı her seferinde. Deşmek için değil, fark etmen için. Yarayı görmen, duyman, anlaman ve belki de ancak o zaman iyileştirebilme ihtimalini yaratmak için… “AşkKitabı”, “AşkOyunu”, “Onlar” gibi sergilerinde toplumdaki birçok farklı kesime, kimliğe yer veren Duben, bu toplumun ortak olması gereken (fakat görmezden gelinen) travma ve acı hikayelerini gün yüzüne çıkararak seyirciyisinin önyargıları ile hesaplaşmaları için fırsat yaratıyor.

İpek Duben’in Pi Artworks’te devam eden yeni sergisi Soytarılar ve Melekler sanatçının seyahatlerinde biriktirmiş olduğu ve dönüştürerek resimleştirdiği kartpostallardan oluşuyor. Duben alay, ironi ve sorgulamayı temsil eden “soytarı’ ve de ilahi adalet elçisi “melek” figürleri üzerinden toplumsal eleştiriler yaparak farkındalık yaratmayı amaçlamış. Bu sergiyi tam bu dönemde konuşmak da bir heyecan meselesi oldu benim için. Sergi, 12 Mart’ta açıldı, ben 14 Mart’ta gezdim ve 15 Mart’ta evlere kapandık. Neden bu tarihler bu kadar önemli? Çünkü sergi, “dünyanın gittikçe çözülemez bir hal alan hakikat-sonrası, gerçeklik-sonrası ve inanç-sonrası olguları karşısında gerçeği inkar etmemeye dair bir öneri etrafında konumlanıyor.” Yani Duben, sergi açıldıktan sadece birkaç gün sonra içine düştüğümüz bu acayip dünyayı adeta öngörmüş. Dolayısıyla serginin düşündürmeye itmek istedikleri ile ilgili, bu duayen sanatçı ile sosyo-politik bir söyleşi yapmak istedim…

Serginiz açıldıktan birkaç gün sonra bu gerçeklik-sonrası dönemi çok ciddi bir şekilde hissedeceğimiz bir virüs salgını sebebiyle hayatlarımız değişti. Ardından bu değişim sosyal eşitsizlikleri, ırk tartışmalarını iyice su yüzüne çıkardı. Adeta bütün bu olacakları konu etmişsiniz. Buna tesadüf demek yanlış olur ama bu kadar tutarlı bir öngörü nasıl mümkün olabildi?

Sergi bir tesadüf değil; tesadüf olan virüsün varlığının ilan edilmesi oldu. Bildiğiniz gibi Koronavirüs, bilim insanları tarafından tahmin edilen bir olguydu farklı mutasyonlarla devam edeceği de söyleniyor.  Zaten bu arada o kadar çok şey olup bitiyordu ki… Şu an sadece üzerine eklenen bir apokalips (kıyamet) hissiyatı oldu. Bu, çok büyük bir belirsizlik duygusu yaratıyor.

Buzullar eriyor, sahil kasabaları su altında kalıyor, fırtınalar, seller oluyordu. İklim değişikliğinin sonuçlarını görüyorduk ve görmeye de devam ediyoruz. Virüs de iklim değişikliğinin bir sonucu, evrenin dengesini sağlayan bağlantı zincirlerinin yıpranmasının bir sonucu olduğunu söylüyor bilim insanları. Dengesi bozulan doğada hayvanlarda gelişen yeni virüslerin insana sıçraması… Bu durumu biz insanlar yaptık; nükleer atıklar,  sürekli tüketim, sonsuz seyahatlarimizle karbondioksite boğduğumuz atmosfer, yaşamımızı denetleyen ileri kapitalizm ve ileri teknolojinin etkileri. 

İnsanların amacı, para kazanmak… Daha da önemlisi,  paradan para yaparak kazanmak. Eşitsizlik buradan doğuyor; insanlara çalışma imkanları yaratmak, onlara adalet ve umut sağlamak yerine zenginleri daha zengin eden bu düzen  dünyada yoksulluğun ve umutsuzluğun artmasına neden oluyor . Dolayısıyla bir ahlak çöküntüsü yaşıyoruz. Bu çöküntünün içinden çıkan dünya liderlerine, yeniden güçlenen faşizme bakalım… İnsaniyetin çökmesi için her şey hazır adeta. Bu sebepten ötekileştirilmiş herkes ayakta. İnsanlar adaletsizlikten,yalandan dolandan, ötekileştirilmekten bezmiş durumda.

Dünyaya bu pencereden bakışla “Soytarılar ve Melekler” de işlerimin devamını getiriyorum aslında. Yıllardır ötekileştirilmeyi, topluluklar arasındaki adaletsizliği,  cinsel-etnik-din temelli şiddetin ve bunların uzantısı olan zorunlu göçü inceledim. Sadece iklim değişikliği üzerine çalışmalarım olmadı ama bu dönem o konuyu sürekli okuyorum. Yani; virüs dışında zaten çok şey olmuştu. Dolayısıyla evet, bu serginin konusu bir tesadüf değil.

Hazır konu buraya gelmişken değinip yorumlarınızı sormadan edemeyeceğim… Dünya çalkalanırken, olaylar buraya sıçramadı. En ironik bulduğum şeylerden biri, sosyal medyada bu ülkede yaşayan birçok kişinin Türkiye’deki hiçbir toplumsal konu ile ilgili genel olarak tek söz etmeyip ABD’deki olaylar ile ilgili “duyarlı” paylaşımlar yapması oldu. Neden peki kendi sorunlarımız ile bir yüzleşme yaşayamıyoruz sizce?

Ben yıllardır kendi sorunlarımızı işliyorum. 1981 Şerife sergisinden beri… Türkiye’de çok belirgin zorluklar var.  Geleneksel alışkanlıklardan kolay kolay kopamama, aile-mahalle-devlet baskısı ve uyguladığı sistemik cezalar. Genellikle insanların bu konularla yüzleşmek istememesinin önemli nedenleri arasında. Mesela bugün en temel konulardan biri kadına karşı şiddet; işlenen cinayetlerin sayıları arttıkça neden kadın hareketi hızla genişlemiyor, erkekler hatta modernim diyen erkekler ve muhalif siyasiler nerede duruyorlar? Ya konuya tamamen kayıtsızlar, ya kadın ölmeye layıktır diyorlar ya da bu haksızlık o derece içlerine işlenmiş, o kadar benimsetilmiş ki normal görülüyor.

Bugün kadınlar Osman Kavala’ya özgürlük için çırpınıp dururken erkekler kadınların özgürlüğü söz konusu olduğunda nerede? ”Canım oğlum paşa oğlum, git yurtdışında oku, gel şirkette çalış…” “Canım oğlum paşa oğlum, ekmek parası kazan, annene bak, karın sana hizmet etsin…” .  Küçük bir kesit dışında toplumun genelinde anlaşılan erkek çocukların ve pek çok genç kızın büyüyünce hayal edecekleri farklı bir dünyaları yok, varsa yapacak cesaretleri yok, özgüvenleri yok. Türkiye’de sosyal sınıfların tümü geleneksel tabuların pek çoğuna isteyerek veya istemeden uyuyor, çocuklar da kendilerinden bekleneni yapmak zorunda hissediyorlar veya yapmaktan memnunlar. Farklı olmayı göze alan, yaratıcı olan insan sayısı nüfusa göre çok az diyebiliriz.   Çocuğunu ve akrabalarını destekleyen aile sistemi güvence sağlıyor ama genç neslin arzularının ve hayallerinin önünü kesiyor. Şu an toplumda bir “dindar ve kindar” kesim var son dönemde yetişen; bir de “paçayı kurtarayım”cılar var. Dünyayı saran insan hakları ve adalet talep eden ayaklanmaları bu nedenle burada görmüyoruz. Bu şekilde devam ettikçe, sanatçı yalnız kalıyor.  Ama sanat değişimci gücü ile var olamaya devam ediyor ve  toplumu bilinçlendirerek, zorlamadan dönüşmesine katkıda bulunuyor.    

Türkiye’den beklentim, genç neslin erkek kadın birlikte yürümesi. İster kadına şiddet, ister dini veya etnik adaletsizlik olsun veya homofobi.  Alışılagelen zihniyeti toplum olarak aşmak gerekiyor birbirimizi aşağılamadan, anlamaya çalışarak.

Sanat ortamına gelince kökleri geleneksellikle bağlantılı ve yine aile-mahalle-devlet davranış ve ahlak/doğruluk anlayışından kaynaklanan nedenlerden dolayı insanlar  suya sabuna dokunan, yüzleştiren işleri satın almaktan çekiniyorlar. Yani cinsellik ve siyasi muhalif mesajı olmayacak. “AYIP” olmayacak – kime karşı? – büyüklerine, çocuklarına ve patronlarına karşı isyankar ve aykırı görünmemesi gerekiyor.  Bu durumda galerilerin işi çok zor.  Albenisi olan, dekoratif olan, eğlendiren ve mümkünse soyut olan, tercihen anlamı belirsiz olan işleri satabilirler. 1990lardan itibaren bu duruma direnen birkaç galeri çağdaş sanata ve sanatçılara destek oldu. 2000li yıllar kavramsal ve eleştirel sanatın yükselişe geçtiği yıllar. Özel sektörden sayılı kişiler ve şirketler çağdaş sanatın kurumlaşması için yatırım yaptı ve daha bilgili, bilinçli ve meraklı kolleksiyonerlerin yetişmesi için imkan sağladılar. Buna rağmen tabuların kırılması ve gençliğin rahatlaması için zaman gerekecek. Geleneksel ahlak anlayışımız sorgulamayı desteklemez. Devlet de eleştiriye izin vermez. Oysa felsefi düşünme ve özeleştiri yapabilmek sanatın, özellikle çağdaş sanatın vaz geçilmez kuralıdır.

Aslında çaba gösteren genç sanatçılar var… Fakat politik işleri, sizin de değindiğiniz gibi, koleksiyonerler tarafından çok tutulmuyor. Çekince yaratıyor bu tip işler. Galerilerin politik işler yapanlara “tonlarını yumuşatma”, “işlerini renklendirme” önerilerini çok duydum maalesef…

Sanatçıların önünde iki engel var. Birincisi, aile ve devlet baskısı; ikincisi, sanatın hala  saygın ve özel bir şey olduğu bilincinin toplumun büyük çoğunluğu tarafından benimsenmemiş olması.  Sanatçıdan kendisi gibi olmamayı ve inandığını ifade etmemesini talep eden galeri ve müşterisi sanatın ne olduğunu bilmeyen kişiler. Türkiye’de modern sanatın serüvenine bakarsak epey değişim kaydettiğimizi de anlarız. Akademinin kurulduğu yıllarda genel anlayış kadınsan sanatçılık hayat kadınlığıyla bağdaştırılır; erkeksen işsizsin, bir şeye yaramadığın için sanatçı oldun, denirdi. Figür çizmek, anatomi öğrenmek, çıplak bedene bakmak toplumun genel ahlak anlayışına tersti. Yakın zamanlara kadar ve hala günümüzde yetenekli-yeteneksiz tartışmasına gelemeden ailene karşı “Ben ahlaklıyım, bu başka bir şey” kanıtlamasına girersin. Bu derece farklı bir zihniyetin batı modernleşmesine adaptasyonu çok zor. İnsanların, yöneticilerin, liderlerin “Artistlik yapma” dediğini duyuyoruz. Ne demek bu? Cambazlık yapmak mı? Bir halta yaramıyorsun da poz atıyorsun, demek mi? Sanat, işte bu kadar ters anlanan bir şey. Sanatçı deyince şarkıcı, galeri denince oto galerisi anlayanların sayısı çok.

Bahsettiğin durumda belli türde , eleştirel sanatı, göstermeyen galeriler, işleri satın almaktan korkan koleksiyonerler nasıl değiştirilebilir? Birçok şeyin birlikte oluşumu ile değişebilir. Sanat kurumlarının güçlenmesi, sayılarının artması, modern kadroların yani eğitimciler, girişimci kadınlar CEOlar, iş adamlarının sanat alanında kendilerini eğitmeleri, halka açık bienallerin fuarların sürekliliği, sosyal medyada sanatı destekleyen her olayın ilgi ve takdir toplaması gibi şeyler çoğaldıkça çağdaş ve eleştirel sanatın etki alanı genişler. Devletin sanat eğitimine köstek olduğu bu dönemde sanatçılar özel dersler, kurslar açarak kendilerine yaşam ve etkinlik alanı oluşturabilirler. Böyle bir süreç içindeyiz. Sanata ilgi duyan yetişkin kadınları ve sayıları az da olsa erkeleri sanatçılarla buluşturan, atölye ziyaretleri yapan, konuşma ve paneller düzenleyen kuruluşların sayıları artıyor. Bu gerçekten çok olumlu bir gelişim. Ayrıca sanatçı grupların kollektiflere dönüştüğü oluyor, sanatçılara açık alternatif sanat mekanları kuruluyor. Ekonomik zorluklara rağmen son dönemde sayıları az da olsa bazı galerilerin ve ender koleksiyonerlerin dirençle çalıştıklarını, İstanbul’da ve Anadolu kentlerinde yeni müzelerin açıldığını görüyoruz. Genç ve orta kariyerde olan sanatçılar ihtiyaç duyduklarında  tüm baskılara ve zorluklara rağmen tek veya grup olarak bienal alanlarını gerekirse basarak, gerektiğinde sokak ve meydan yerlerinde kendi sergilerini kurarak varlık göstermeye çalışabilirler. Hiç kolay değil ama… bütün bunlar yapılmıştır batıda. Öyle bedavaya avangard sanatçı olunmadı. Avangard, önde giden, isyankar demek. Yeter ki işleri insana dokunsun, lafını dinletecek heyecanı yaratabilsin.

 “Soytarılar ve Melekler” sergisini, Pi Artworks Istanbul’da 19 Eylül 2020’ye kadar ziyaret edebilirsiniz.

Bu röportajın bir kısmı, Milliyet Sanat Dergisi Temmuz 2020 sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: