Fırtınaların izlerini sürerken

Bu yaz pandeminin etkisiyle uzayan sergi programları sayesinde yaz başında da birçok başarılı yeni sergi gezme fırsatımız oldu. Pek adet olmayan solo sergilerin yanı sıra, her yaz başının klasiği, sosyal medyada bazılarının sadece olsun diye oldurulmasıyla dalga geçilen karma sergiler de tabii ki yine bizimle. Pi Artworks’te de bir duo sergi ile genç sanatçıları sanatseverler önüne çıktı. Galerinin Contemporary Istanbul ile yeni işbirliğini duyurduğu sanatçısı Serdar Acar ve Yılmaz Bulut, Pembe Tepeler ve Katır sergisiyle tüm yaz galerinin İstanbul şubesinin duvarlarında olacak.

Biri siyah-beyaz, diğeri pastel renklerle ilk bakışta bize zıt bir dünya sunan iki sanatçının ölüm, yas, kaygı ve arzu kavramlarını ele alan çalışmalarını içeren Pembe Tepeler ve Katır sergisi ile ilgili birkaç konu aklımı kurcalıyor. Birincisi, bu sergi özelinde değil ama yaz sergileri genelinde çok tartışılan bir konu olduğu için, bu sanatçıları bir araya getiren ne; ikincisi Yılmaz Bulut’un çizgileri, arkalarında farklı bir hikaye olduğuna işaret ediyor ama ne; son olarak Serdar Acar’ın resimleri aslında bu kadar kara konuları, endişeleri izolasyonu ele alırken insana nasıl huzur veren bir forma bürünmüş, sanatçı bu etkiye bilinçli mi ulaşmış. En iyisi sahneyi Yılmaz ve Serdar’a vermek diye düşünerek soruları onlara yöneltiyorum.

Düşünsel yol arkadaşlığı

Serdar ve Yılmaz, lisans yıllarından beri beraberlermiş ve 9 senedir aynı atölyeyi paylaşıyorlarmış. İkisi de sanatsal yaklaşım açısından farklı, düşünsel açıdan benzer yolculuklardan geçtiklerini düşünüyorlar. Okul yıllarından şimdiye kadar olan bir süreci yakından takip edip paylaşmakla beraber, iki sanatçının bambaşka çizgi ve duruşları oluşmuş zamanla. Aynı konuyu ele alırken, Serdar daha “ben” penceresinden bakıp bireysel yolculuğa dair işler ortaya çıkarırken, Yılmaz toplum penceresinden bakıp sosyo-politik işler ortaya çıkarıyor. Bu iki genç sanatçı, Türkiye sanat piyasasında ilerlerken hem sanatsal hem bireysel kaygıları paylaşmış olmanın, diyalog kurmuş olmanın da kendilerine çok destek olduğunu düşünüyorlar. “Sanat üretimi, öncesindeki düşünsel aşamayla birlikte bence bireysel ilerleyen bir süreç ancak şöyle bir katkıyı yadsımak imkansız; bazı düşüş zamanlarında, aynı sanatsal kaygıları ve arzuları yaşadığın ve belki benzer hırslara sahip olduğun bir arkadaşın varlığı hayati bir mesele. Bu dönemlerde Yılmaz’ın bana emeği de katkısı da büyük olmuştur,” diye anlatıyor Serdar Acar.

Yılmaz Bulut: Parçaları birleştirmek

İkilinin ortak konu ve düşünsel yolcuğunu ayrı ayrı ele alarak sonunda bu iki parçayı birleştirelim. Ama onun öncesinde Yılmaz Bulut’un sunduğu parçaları birleştirmek gerek… Sergide, Yılmaz Bulut’un kağıt üzerine karakalem işlerinde çizgi, tel tel toynaklar, katır vücudundan parçalar görüyorsunuz. Bu parçalar geometrik şekillerin arkalarından bakıyorlar. Belli belirsiz, farklı vücut uzuvları halinde oradalar. Bir hikaye anlatmak istiyorlar gibi ama açık etmiyorlar tam da demek istediklerini. Sanki kendilerini takip etmenizi, izlerini sürmenizi istiyor gibiler. Galerinin ortasında resimlerdeki çizgilerden, bu resimlerden taşar gibi, tel tel oluşmuş katır başları bizlere bakıyor. Ne demek istiyor bu katırlar? Neden parça parça katırlar resimlerde dolanıyor?

Yılmaz Bulut, çalışmalarının bir parça-bütün ilişkisinden oluştuğunu anlatıyor. Çalışmalarına bakan izleyicinin bir bakışta çalışmayı ele geçirip okuması ya da anlaması gibi bir yaklaşım sergilemek istemediğini söylüyor sanatçı. Acıları, felaketleri, haksızlıkları çabuk unuttuğumuz hatta çoğu zaman görmediğimiz, duymadığımız, bilmediğimiz bu coğrafyada biz izleyicilere de bir görev yüklüyor Yılmaz. Bellekleri harekete geçirmek, bilinmeyenin hatıralarının peşine düşerek bir şeylerin unutulmaması için çaba sarf etmeye yönlendiriyor. Keza, bu çalışmalarında kullandığı katır imgesi, 30 Haziran 2015 yılında Roboski’de öldürülen katırlara dair bir videoyu gördükten sonra oluşmuş. Sanatçının karakalem çizimlerine, heykellerine eşlik eden etkileyici, yürek yaralayıcı anlatımı, bir daha unutturmamak üzere hikayeyi tekrar akıllara, görsel hafızalara kaydediyor: “Videoda ağır yaralanmış, kanlar içerisinde bir katır vardı ve ön sağ ayağı kırık bir şekilde ayağa kalkmaya çalışıyordu. Bu videoyu izlerken bende çok yoğun bir duygulanma olmuştu. Sıradan bir olay değildi. 2011 yılında Roboski’de yaşanan ve 34 insanın öldüğü olayı hatırlatan toplumsal hafızaya dair bir imgeydi aynı zamanda. Neden katırların öldürüldüğü, nerede olduğu çok önemliydi. Coğrafyanın insanıyla, hayvanıyla, doğasıyla yaşamış olduğu acı olaylar bütün bir hafıza o anda aklımdan geçiyordu. Çok duygulandığım ve öfkelendiğim bir duygu durumu yaratmıştı bu video. Daha öncesinde yaşanan acı olayların hepsi bir arada olarak şimdi ve burada yaralı bir şekilde, ayağı kırık olmasına rağmen mücadele edip ayağa kalkmaya çalışan bir katırın bedeninde kendini gösteriyordu. Daha kötü günleri haber verircesine bir titremeyle acı içinde ayağa kalkmaya çabalayan bir katır da görmüştüm bu videoda. Derrida’nın bir pasajında bahsettiği gibi; travmatik bir olay geçmişte yaşanan kötü olayların açtığı yaranın kapanmaması değildir sadece, gelecek tarafından gel-ecek olanın, yaşanan kötü olaylardan daha tehlikeli ve korkunç bir şekilde gelmesidir. Olay, meydana gelebilecek olanın şimdiye kadar meydana gelmiş olan her şeyden daha kötü ve korkunç işaretlerini bedeninde taşımaktadır. Aslında gelecek olan kötü günleri bir şekilde katırın bedeninde o an hissetmiş ve görmüştüm diyebilirim.”

Serdar Acar: Tek başınalığın fırtınası ve sonrası

Yılmaz Bulut’un toplumsal travmalarının paralelinde, Serdar Acar ile toplum olarak yaşadığımız bireysel travmaları izliyoruz. İzolasyon, yalnızlık, ölüm korkusu, bilinmezlik, Ölüm, Yas ve Diğer Tüm Arzular… Hayattan kopup, aslında içinde olduğumuz hayata özlem duyduğumuz koskoca 1,5 sene.

Serdar Acar, bu süreç boyunca büyük bir kaygı duyduğu için, belki de birçoğumuzun yapmadığı kadar eve kapanıp yalnız bir üretim süreci geçirmiş. Bugün önümüze sunduğu seri ile kişisel pek çok sorunun cevabını ve çözümünü bulduğunu söylüyor sanatçı. Serdar, çocukluğunda da daha çok kendi kedine zaman geçiren, kendi kendine hayaller kurarak dünyasını genişleten biri olmuş. Bu geçtiğimiz süreç, o dönem geliştirdiği bireyselliği derinleştirmesine, kendisini daha da fazla keşfetmesine sebep olmuş. Uzun zaman boyunca yaşadığı kaygı bozukluğunu bir sorun olarak algılamayı ve sorgulamayı bırakıp, bu konuya farklı bir pencereden bakmayı denemiş. “Hayata ve insana dair her şeyi, hatta temel korkularımız, belki de arzularımız diyebileceğim ölüm, yas ve diğer tüm insani tutkuları, kendi penceremden, kendime ait malzemelerle yorumlayarak yüzeye aktardım,” diyor sanatçı. Barıştığı tek başınalık duygusu, gerçeküstü bir yaklaşımla kurguladığı bazen bir uçurumdan balıklama atlayan çocuk, bazen ıssızlığın ortasında yürüyen bir adam sahnelerine yerini vermiş. Baktığınızda insan huzur veren renklerle çevrilen bu sahneler, sanatçının iç hesaplaşmasının bir yansıması olarak, bir huzursuzluk ve tekinsizlik hali barındırıyorlarmış sanatçıya göre. “Sanatçıya göre” diyorum çünkü pembe tepeler, küçük göletler, karla kaplı beyaz düzlükler, yarıya inmiş bayraklar, resimlerdeki o yalnız insanlara baktığımda benim içime huzur doluyor Serdar’ın üretirken düşündüklerinin tersine. O yumuşak renkler, sesini duyarmış gibi hissettiğim sessizlik, sanki fırtına sonrası ihtiyacımız olan dinginlikmiş gibi geldi. Acaba Serdar Acar’ın iç hesaplaşmasını bir fırtına olarak görüp resimlerini bize bahşedilmiş bir sakinlik hali adlandırabilir miyiz? Hem fuarda hem de sergi sürecinde seyirciler nezdinde huzur duygusunun bu kadar ön plana çıkması sanatçı için bir sürpriz olmuş. “Yapıt ve izleyici arasında gelişen hikaye, yapıt ve ben arasındaki hikayeden daha heyecan verici geliyor bana, bu yüzden mutluyum,” diyor Serdar Acar.

Unutamayacağız, unutmamız gereken dönemler geçirdik, geçiriyoruz. Rüzgar hiç dinmiyor aslına bakarsanız. Toplumsal ve toplumca yaşadığımız bireysel fırtınaları kayda almak, bu fırtınaların rüzgarını yüzümüzde hissedip dinmek, sakince düşünüp hazmetmek ve belki de düşündüklerimiz üzerinden tekrar kalkıp harekete geçmek için Serdar Acar ve Yılmaz Bulut’un Pembe Tepeler ve Katır sergisini 10 Eylül 2021’e kadar Pi Artworks’te görebilirsiniz.

Bu yazı, Milliyet Sanat Dergisi’nin Eylül 2021 sayısında yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s