Hep “Biraz Öncesi”

Hep “biraz öncesi”… Başlamadan önce durup bir etrafa baktığın, yola çıkmaya için içine sığmayarak hazırlandığın, o yapmayı/olmayı çok istediğin şey için güzel haberi aldığın, suya ilk kez atlamadan önce aldığın nefesteki “biraz öncesi”… O “biraz öncesi” herşeyi heyecanlı kılan, yüreğini kabartan, belki heyecandan belki endişeden mideni bulandıran. O andan sonra herşey olup bitiveriyor, olmaktan/yapmaktan bile güzel olan o an aslında. Hiç düşündün mü?

“Asıl mutluluk bu olsa gerek, ulaşmaya can attığımızın biraz öncesi.” Evren Erol, Bilge Karasu’nun bu cümlesinden yola çıkarak hazırlandığı, Bozlu Art Project Mongeri Binası’ndaki “Biraz Öncesi” isimli sergisinde bize mutluluğa ulaşma sürecini deneyimletiyor. Mutluluğu değil; ulaşma sürecini. Sergideki figürler, duruyor, düşünüyor ve yürüyor… Hareket halindeler ama “henüz” var(a)mamışlar.

“Hep eksikler ve yaşayacaksın  – ve hep, fazlalıklar… Yaşamın bu olacak işte: eksik-fazla” diyor Oruç Aruoba serginin düşünsel kurgusunun dayandığı “de ki işte” kitabında. 20 sene önce, öğrenciyken, dünyaya daha bir başka bakarken, kanı kaynarken okumuş Evren Erol bu kitabı. Bugün daha sakin, daha farkında, daha oturmuş bir ruh halinden hem kitaba hem eski Evren’e dönüp bakıyor, yorumlayarak yaşamsal titreşimler yaratıyor; beraber yaşamı, yaşam algılarımızı paylaşabilmemiz için. Bu hayatı yaşarken (sürecimizde) deneyimlediğimiz boşlukları keşfediyor; çünkü keşfedebiliyor artık. O zamandan bu zamana geçirdiği süreçte saptadığı boşlukları dolduracak tasarılar yapıyor, desenler çiziyor, onları izleyebileceğimiz birer görüntü yapacak materyalleri topluyor ve heyecanlanıyor. Sanatçı olmanın en güzel yanı diyor Evren Erol, yaşadığın yüzleşmeler silsilesinin sonunda yaptığın keşifleri, sorgulamaların sonuçlarını formlara dönüştürmek. O formları kafasında oturttuğu atölyesinde işe koyulmadan hemen önceki heyecanlı an işte “biraz öncesi”. İşe başlamak için duyduğu o büyük iştah, işi bittiğinde bizimle paylaşacaklarının hayali… Hayatta istediklerin, kurguladıkların gerçekleştiğinde yaşadığın duygu, gerçekleşmeden önce yarattığı heyecanın altında kalır. O büyük yükselme halinin sonunda, hayal gerçekleştiği anda, adrenalin düşmeye başlar. Her yükseliş, bir düşüştür de aslında.

O yüzden, hareket halinde, süreçte figürlerden oluşan bir sergi bu. Tam yükselmeye devam ettiğin anda, “biraz öncesinde”, biraz öncesine kadarki süreci sana bir karakter üzerinden anlatan ve sonrasını senin yorumuna bırakan bir sergi. Önce, siyah-beyaz bir hüzün serisi ile başlıyoruz. Henüz hayallerinin bile farkında olmayanlar…  Duvara bağımlı ve boşluktalar. Bazıları rüzgara karşı bir duruş halinde. Hayatınızdan gelip geçen insanların ayak izleri bu odada duruyor, onlara neden tekrar tekrar inandığınızı sorgulama zamanı bu zaman belki de… Güllerin siyah, parlak dikenleri aynı hayalkırıklıkları gibi kendilerini sakla(ya)madan sivri sivri çıkıyorlar hayatın bu döneminde. Elbet hayat hep böyle devam etmiyor; başka bir döneme, sergide başka bir odaya geçiyorsunuz. Bize mutluluk ve umudu hatırlatacak mavi figürlerle dolu bir odaya… Kanatları bir figürün, uçmaya hazırlık yapıyor ama henüz ayakları bağlı. Yükselmeye ne de hazır! Bazıları kalıplarından çıkma, bir yırtma halindeler ama yırtma heyecanından sonra yeniden inşa etmeliler o hayatı. Umut güzel ama sonsuz değil. Umut da, bu mavilik de hayat gibi eksik ve fazla. Umuda atlamak için adım atıyor bir figür, ama belliki önünde boşluk var; atladıktan sonra ne olacak? Kendini güvende hissetiğin kayadan koptuğunda bu heykel ayakta kalacak mı? Peki ya siz?

Mutluluğun, neşenin kıymetini asıl acı çektiğimizde, üzüldüğümüzde anlamıyor muyuz? Hep iyilik hali yok yani. O yüzden bu sergi de size sonsuz bir umut ya da mutlu son vaat etmiyor, yalan sözler vermiyor. Evren Erol’un heykelleri gibi hayatta heyecan duyuyoruz, yükseliyoruz, bölünüyoruz, parçalanıyoruz, sonra tekrar süreçlere başlıyoruz. Döngüler içindeyiz, hiçbir zaman “oldu, bitti, bu kadar” demiyoruz. Hayat bir yere var(a)madığı için, tam da ikilikleriyle, bir süreç olduğu için manalı ve güzel. Eksikleri ve fazlalıklarıyla.

O yüzden bir yere koşmayalım, demeye çalışıyor sanki Evren Erol. Olduğunu düşündürüldüğümüz hedefler önemli değil; hiçbir zaman bir bütün de olmayacağız. Sadece “farkında” olmak yeterli bu hayat için. Ben kimim, parçalarım nerede, köklerim nerede, bu heykeller gibi onlardan sıyrılmak için bir hareket etmek istiyor muyum? Ettiğimde parçalanabileceğimi ve belki de yeni bir form, yeni bir insan olarak yola devam edebileceğimi biliyor muyum?

Evren Erol, 20 sene önce okuduğu kitaptan yola çıkarak bir dünya kurgulamış. Bu sergi, 20 sene sonra yapmak istediğinin “biraz öncesi”. 20 sene sonra tekrar aynı kitabı okumak, bugünkü Evren’e bakmak ve o zamanki algısını formlara sokmak istiyor. Heyecanlı, çünkü bu sergi, sürecin sadece bir parçası, kafasında kurguladığının, hem kendi hem sanat hayatında yapmak istediklerinin “biraz öncesi”. Sanat hayatı da böyle değil midir zaten? Hangi büyük ressam, yazar, müzisyen, heykeltıraş, yaptım bitti, bu kadar demiştir? Ölene kadar yatağında resim yapan Monet’nin hikayesini boşuna dinlemedik yıllarca. Çünkü hayat, sanat, ustalık hep “biraz öncesi”.

Evren Erol ile bu sergi için konuşmaya başladığımız ve sergi yazısı üzerine düşündüğüm dönem, hayatımın en büyük dönemeçlerinden birindeyim. Siz bu yazıyı okuduğunuzda ben de Evren’in heykelleri gibi boşluğa doğru atlamış olacağım. O son “biraz öncesi” nefesini alıp adrenalinin düşüşe geçtiği anda, ben düşerken bu sergide karşılaşacağız belki. Eserleri gördüğümde Evren’le daha fazla konuşmak istemeyeceğim; sorarsam heyecanım azalabilir çünkü… Sergide “biraz öncesindeyim” kendimin, o sergide yürüyen heykeller, oluşturulan bu karakter benim çünkü. Filmin yıldızı her birimiziz; bu heykel-karakter üzerinden sorgulamalarımız, sevinçlerimiz, düşüşlerimiz, döngülerimiz bizi bekliyor kendi sürecimizi sorgulamamız için. Sonra yeni bir öğrenim, yeni bir biraz öncesine hazırlık. Harekete, sürece, hayata, hayatı algılamaya devam etmek için…

Evren Erol’un “Biraz Öncesi” isimli sergisi 17 Mayıs – 18 Haziran 2022 tarihleri arasında Bozlu Art Project Mongeri Binası’nda izlenebilir.

Bu yazı, Milliyet Sanat Dergisi Haziran 2022 sayısında yer almıştır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s