Beraber iyileşelim mi?

Çalışmaktan başka her şey yasaklanmıştı: Sokakta yürümek, eğlenmek, şarkı söylemek, dans etmek, buluşmak, her şey yasaklanmıştı.”

 1984, George Orwell

Bu işte bir mutsuzluk var. Ailemden, arkadaşlarımdan COVID19 geçirenler oldu, ama kimse ciddi bir sorun yaşamadı. Hatta ben kronik hasta olduğum için aşılandım. Zorluklar yaşansa da işimiz gücümüz devam etti, işsiz kalmadık. Ama, gel gör ki hala bu işte bir mutsuzluk var. Daralıyorum, evlere sığamıyorum artık. Üstelik artık başka diyarlarda (İsrail, İngiltere, ABD) birilerinin özgür kaldığını izleyip bizim durum kötüye gittikçe iyice bir moral bozukluğuna, umutsuzluğa sürüklendim. Bir de üzerine oturup tıp doktoru olan Gabor Maté’nin Vücudunuz Hayır Diyorsa: Duygusal Stresin Bedelleri kitabını okuyup COVID19’un değilse de yavaş yavaş bu karantina tutsaklığının ruhumu öldüreceğini kurgulayıp durdum.

Elbet şükredilecek çok şeye sahibim, sahibiz ama mental sağlık yokluyor artık soldan soldan. The New York Times’ın psikoloji profesörü yazarı Adam Grant, There’s a Name for the Blah You’re Feeling: It’s Called Languishing (Hissetiğiniz Meh! Hissinin Bir Adı Var) makalesinde pandemide edindiğimiz boşluk, amaçsızlık, “iyiyim ama iyi değilim” hissinin depresyondan bir önce psikolojik bir rahatsızlık olduğunu ve karantinada milyonların bu hisle savaştığını yazdı. “Normalin kaybı”na duyulan hüznün ve mutsuzluğun da normal olduğunu, yalnız olmadığımızı bize anlatarak tutunacak bir dal sundu.

Bir dal da benden, psikolojik tespit, yardım değil ama bu topraklardan pek güzel, sağlık dolu hikayeler. Bu, hepimiz için bir şifa yazısı. Her gün hastalanan on binler, ölen yüzler, akıl sağlığı dalgalanan milyonlar için. Her şeye ara verip biraz toprağımızdan, müzik sesinden, su sesinden, rüyalarımızdan şifa bulmak için.

“Bütün Tanrıların kutsiyeti için Asklepion’a ölüm girmesi yasaktır”

Rivayete göre, kapısında böyle yazarmış sağlık merkezi Asklepion’un. Yağmurlu, esintili bir pandemi günü işten izin aldım, UNESCO Dünya Mirası muazzam kasaba Bergama’ya gidip bir de Asklepion’a uğradım. Yeşillikler içindeki kokusunu içime çektim, şifalı sularının sesini dinledim, yudum yudum içtim ve hikayelerini toplayıp işte tam buraya geldim.

Beraber Mysia bölgesine gidiyoruz, Geyikli Dağı’nın yamaçlarında, kuytu bir vadiye. M.Ö. 4. yüzyılın ortalarında sağlık tanrısı Asklepion’a adanarak Pergamon kentinin dışına, şifa verdiğine inanılan su kaynaklarının bulunduğu düzlüğe kurulan ve 9 yüzyıl boyunca Romalıları iyileştiren kutsal alanı, galerili avlusu, 3500 kişilik tiyatro yapısı, İmparator Hadrianus’a ait kült salonu, kütüphanesi, yuvarlak planlı tapınağı olan sağlık merkezine.

Pergamon‘un ilk Prytan’ı olan Arkhias, Yunanistan’da avlandığı sırada ayağından yaralanır. Tedavisi Yunanistan’ın en ünlü Epidauros Asklepeion’unda yapılır. Tedavi sonucu iyileşen Arkhias, sağlık tanrısına şükranlarını sunmak için Epidauros Asklepios kültünün Bergama’da devam etmesi için bugün bahsedeceğim sağlık merkezini kurdurur. Bergama Asklepion’u dönemin ünlü hekimlerinin yetiştiği bir tıp okulu, dünyanın ilk psikiyatri hastanesi de olur. Zamanın en ünlü hekimlerinden Satyr ve eczacılığın da babası olan Galen burada araştırmalarını yapar, öğretilerini yayar. Gladyatörlerin doktoru, Roma dünyasının ilk spor hekimi, deneysel fizyolojinin kurucusu Galen, burada uyguladığı tedaviler üzerinden anatomifizyolojifarmakoloji bilimleri ve felsefe ile ilgili eserler yazıp dersler vermiştir. Galen’in önemini şöyle anlatalım; kendisinin dersleri, batı tıbbının temellerini oluşturur. Bugün üniversitelerde eczacılık fakültelerinin ilk dersleri halen Galen’le açılır.

Bergama Asklepion’unu ünlü kılan sadece Galen değil, günümüzde tıbbın, eczacılığın sembollerinde yer alan yılanların referansı olduğu söylenen yılanlı sütunlarıdır da. Yine bir rivayete göre, ölmek üzere olan bir hasta, Asklepion’un kapısına gelir. Fakat kural gereği ölmek üzere olanlar ve hamileler Asklepion’a alınmaz. Hasta, kapıda beklerken iki yılanın zehirlerini kayadaki bir oluğa akıttığını görür. Madem içeri alınmıyorum, yılan zehri içip öleyim diye düşünür ve zehirleri içer. Efsaneye göre, yılan zehrini içen hasta birdenbire iyileşip koşturmaya başlar. Böylece yılan zehrinin bir ilaç olduğu Asklepion’da anlaşılmış olur. Bugün Asklepion’da bulunan, kırık sütun üzerinde görülen bir kasenin etrafındaki iki yılan motifi, tıbbın simgesi haline gelir.

Su ve uyku

SPA: Sanitas Per Aquam – Sudan gelen sağlık

Peki Galen’in araştırmalarını yaptığı bu merkeze ana tedavi yöntemleri nelerdi? Bugün de yürüyebildiğiniz, kolonlarla çevrili kutsal yol Via Tecta’da yürümeye başladıktan sonra neler yaşıyordu hastalar?

Yol bitiminde anıtsal giriş, Propylon’a varıyorsunuz. İşte burada yeni gelen hastalar rahiplerce muayene edilir, tanı alır ve eğer iyi olacak gibilerse Asklepion’a girmelerine izin verilirmiş. Zeus’a adanmış tapınak, şölen avlusu, bu avluyu çevreleyen galeriler, ziyafet salonu ve tuvaletleri (latrinler) geçtikten sonra avlunun güneydoğu köşesinden tonozlu tünel boyunca, Telesphorus adlı başka bir tıp tanrısına tapınak olan tedavi merkezine ulaşıyorsunuz. Hastalar, kutsal alanın çevresinde yer alan üç su kaynağının etrafındaki havuz ve çeşme yapılarında yıkanır (ki bu su kaynaklarının bir kısmı hala şifa almanız için orada), beyazlar giyip adak adayarak koyun kurban ettikten sonra telkinle yine bugün kalıntıları duran uyku odalarında su sesleri eşliğinde uykuya yatarlarmış.

Telesphorus’un rüyada bir tedavi veya teşhis göndereceğini umarak bu yuvarlak tapınakta uyunurmuş. Hastalar, uyandıklarında gördükleri rüyayı rahiplere anlatır, sonrasında rahip ve hekimler tedavi için beraber hareket ederlermiş.

Rüyalar tüneli

Bir kaynağa göre üstü tonozla örtülü, 70 m uzunluğundaki Kryptoporticus adındaki, yukarıda da bahsettiğim tünel, hastaların olumsuz hava şartlarında uyku odalarına ulaşmaları içinmiş. Kutsal su kaynağından gelen ve tünel basamaklarından aşağı doğru akan su sesinin tünelde yarattığı mistik ortam sebebi ile tünelin tedaviye yardımcı bir mekân olarak kullanıldığı belirtiliyor kaynakta. Başka bir kaynağa göre ise, hastalar özellikle bu tünelden geçirilirmiş. Hastalar tünele girdiklerinde çevrelerindeki duvarlarda hayatı anlatan fresklerin etkisiyle sorunlarını hatırlarken tünelin üstündeki deliklerden doktorlar telkinlerde bulunurlarmış. Doktorlar bir Tanrıymışçasına konuştukları için hastaların Tanrıların onlara yardıma hazır olduklarını bilmesi iyileşmelerinde etkili olurmuş. Aslında bu telkinler, ne yenilip ne içilmesi, ne yapılması gerektiği ile ilgili telkinlermiş. Bana sosyal medya üzerinden ulaşan başka biri ise bu tünelin sağlık merkezinin psikolojik rahatsızlıklarla ilgilenen bölümü olduğunu, bu alanın tamamı sığ bir su ve iyileştirici gücü olduğuna inandıkları yılanlarla dolu olduğunu aktardı. Hasta kişiler saykadelik mantarlar yiyip, yılanların arasında uzanır ve rüyalarını Apollon’un ziyaret edip onları iyileştirmesini umut ederlermiş.

Benim tavsiyem hangi rivayete inanırsanız inanın, bugün ayakta olan bu tünelden mutlaka tedavi merkezine doğru yürümeniz. Çünkü serin, tatlı hava ve muazzam su hala orada, sıkışmış ruhları sesiyle, dokusuyla ferahlatmak için akıyor.

Roma dönemine geri dönersek, uykunun yanında su terapileri, güneşlenme terasında güneş terapileri, toprak üzerinde çıplak ayakla yürüme müzik, çamur banyoları (arınma), meditasyon, telkin, doğal bitkisel karışımlarla tedavi ve yine bu karışımlarla masaj, aromaterapi, özel diyet kürleri, kan aldırma (hacamat), bağırsakların boşaltılması da tedavi Askeplion yöntemlerine dahilmiş. Bugün artık bir kısmını fizyoterapi olarak adlandırdığımız bu tip tedavi yöntemlerinin yanı sıra, gerektiğinde ameliyat benzeri müdahaleler de Asklepion hekimleri tarafından yapılırmış.

Kolum bacağım senin olsun!

Bütün bunlar nereden öğrenildi diye sorarsanız, hakkında okudukça doktorluğa soyunarak sağlam deli teşhisi koyduğum, dönemin sosyetesi Aelius Aristides’in 130 rüya ve 6 bölümden oluşan Hieroi Logoi (Kutsal Öyküler) adlı eseri, antik dünyanın sağlık çalışmaları ve tapınak tıbbı hakkındaki en önemli kaynaklardan biri.  Aristides, bu kitapta hem rüyalarında iletişim kurduğu Tanrı Asklepion’un ona telkin ettiği tedavileri, hem de 13 yıl kaldığı Asklepion’da uygulanan tedavileri anlatıyor.  Diğer bir kaynak ise, bugün halen devam eden kazılar. Tedavi yöntemleri ve hastaların rüyaları ile ilgili bilgilerin çoğu, kazılar sonucu ele geçen adak taşları ve yazıtların okunması ile öğreniliyor. Tedavi yöntemlerini anlatmasa da bir başka Askeplion alamet-i farikasını gösteren buluntu ise pişmiş topraktan (terracotta) heykelleri. Hastalar Asklepion’dan ayrılmadan önce ana tapınağı ziyaret eder, maddi imkanı elverdiğince yardım yapar ve iyileşen organlarının küçük heykellerini buraya bırakırlarmış. Baksanıza, iyileşen organlar, bugüne kadar gelip bize Askeplion’u övüyorlar.

Şenlik ve hikaye zamanı

Hastalara tedavilerinde eşlik etmişken bir de kutlamalarına eşlik etmeyelim mi? Askeplion’da iyileşen hasta için hastanenin tiyatrosunda şenlikler tertiplenir, bu da diğerlerinin morallerini yüksek tutmalarında etkili olurmuş. Bu tiyatronun sahne binasının üç katlı olup Anadolu’da yapılan ilk üç katlı sahne binası olduğunu ve buradaki nişlerin kemerlerinin cam mozaiklerle bezendiğini de not edip hayallerimizi renklendirelim. Bugün hala Bergama Festivali’nin yapıldığı tiyatroda sadece iyileşme kutlamaları değil, müzikli telkinler, grup terapileri de yapılırmış. Hastalarla problemler konuşulur, tartışılırmış. Asklepion, aynı zamanda doktor adayları için bir tıp okulu olduğundan, bu tiyatro orda yetişen hekimler için ders amfisi görevi de görmüş.

Askeplion’da yürüdükçe tazelendim, bu yazının ruhuma şifa olacağına inandım ve yazı için araştırırken acayip şeyler öğrendim. Yıllar önce İzmir EXPO adaylığı ofisinde çalışırken şöyle böyle hikayelendirmeye çalıştığımız sağlık konusunun dalına budağına biraz girdim. Meğer memleketim İzmir ve çevresi antik dünyada çok çok önemli bir sağlık merkeziymiş. Bunun hikayesini anlatma, aktarmadaki becerimiz sıfır olduğu gibi bir de kaynakları yok ediyoruz. Askeplion’un şifaları suları, aslında komşu kent, hidroterapi ile şifa dağıtan başka bir merkez Allianoi Antik Kenti’nden geliyormuş. Allianoi bugün ne durumda? Yortanlı Barajı suları altında.

Bugün burada doğduğum toprakların şifa hikayesini ben de anlatmaya başlayarak şifa buluyorum. Su seslerini dinliyor, çıplak ayakla toprağa basıyorum, biraz güneşe bakıyor, bolca uyuyorum. İyileşmek, ruhu dinlendirmekle başlar. Bugün başlıyorum. Beraber başlayalım mı?

Bu yazı, 24 Nisan 2021’de Gazete Duvar’da yayınlanmıştır: https://www.gazeteduvar.com.tr/beraber-iyileselim-mi-makale-1520229

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s